http://www.afghantribalarts.com
Püskül olayını çok seviyorum. Kendi tasarımlarımın da %90'ında püskül görebilirsiniz. İmzam oldu neredeyse. Netten seçtiğim değişik püskül çeşitlerinden derleme yaptım.
http://www.afghantribalarts.com
Püskül olayını çok seviyorum. Kendi tasarımlarımın da %90'ında püskül görebilirsiniz. İmzam oldu neredeyse. Netten seçtiğim değişik püskül çeşitlerinden derleme yaptım.
2.5 yaşındaki yeğenim Ada geçenlerde annesini severken (anneannesinden duyduğu üzere) "kuybaaan oluyum sana" demiş. Kardeşim "yuh artık, dilimi yutacaktım şaşkınlıktan", diye anlattı. Hepimiz çok şaşırdık bilmişliğine. Geçen gün görüştüğümüzde "teyzoşum bana da kurban olsana" dedim. "writ, writ, writ" diye acayip sesler çıkarmaya başladı. "Kayyu'nun( çizgi film kahramanı) kuybaaası öle baaayoo", dedi. Onun açısından "kurban olmak" "kurbağa olmak " demekmiş meğer:))))
Spiritüel konulara ve ezoterizme ilgim çok fazla. Bütün gün bu konuda okusam okusam, konuşsam, bilenlerle fikir alışverişi yapsam doymam sanırım. Öyle ki bazen çok merak ettiğim bilgiler manevi armağan gibi gözümün önünde biter bir şekilde. İşte bu anlarda demek boşa değil bu uğraşım diye daha da mutlu olurum. En dibe vurduğum anlarda sadece ve sadece inancım doğrultusunda öğrendiklerimi kendime uyguladığımda yüzeye çıkabiliyorum. Bazen bunu bildiğim halde uygulayamadığım, basiretimin bağlandığı ender zamanlar da oluyor. Sonuçta biliyorum ki; benim en büyük doktorum, psikiyatristim, sırdaşım, öğretmenim yine içimdeki ben... Ne istesem (iyi ya da kötü kendime yapabilirim)Bu beni keşfetmemi sağlayan Allah'a sonsuz şükürler olsun. Olması gereken her güzelliği bir sebebe bağlıyor bizim için...
Uzatmadan konuya geleyim. 4 aydır düzenli pilates yapıyorum. Başlama hikayem ve süreci ayrı bir konu, onu bilahare anlatırım.
Pilatese spor diyesim gelmiyor. Henüz kendimce bir isim bulamadım. Olağanüstü etkileyici terapi seansları benim için. En güzeli ise bu sayede doğru nefes almayı öğrendim.
Bebeklere dikkat edin. Nefes alırlarken karınları şişip iner. Karından nefes alıp verirler. Doğduğumuzda doğru olan şekliyle nefes alıyoruz ama sonradan -ki yaklaşık 2 yaş sonrası başlarmış- hastalık, stres, yaşam tarzı vs... etkenler bize bu yetimizi unutturuyormuş. Doğrusu ağzımızdan değil burnumuzdan nefes alırken, göğsümüzü değil karnımızı, diyaframımızı iterek şişirmek. Verirken de midemiz sırtımıza yapışacak şekilde içerde hiç hava kalmayacak şekilde nefes vermek.
Doğru nefes almanın temel faydaları,
1- Doğru nefes almak ve diyaframı kullanabilme kabiliyeti kazanmak,
2- İrade kazanımı ve ego kontrolü sağlamak,
3- Farkındalık oluşturmak,
4- Bilinçaltı kayıtlarını ortaya çıkartmak, çözmek ve temizlemek,
5- Yaşamda kolaylıklar sağlayıcı tekniklere sahip olmak.
Gerçekten doğru nefes almayı yaşam tarzı haline getirdiğinizde tek birgünde bile farkı farkedebiliyorsunuz. Yukarıdaki temel faydaların yanında benim gözlemlediklerim sindirim sistemine masaj etkisi yapması dolayısıyla karın yağlarınızı yakabiliyorsunuz, zindelik hissi veriyor, ağrılı ve uzun süren kramplarınız varsa(benim çok oluyordu) azaltıyor,fiziksel duruşunuz değişiyor, dikleşiyorsunuz, unutkanlık azalıyor, uyku düzeni sağlıyor, pozitif düşünüyorsunuz.
Şu anda aklıma gelenler bunlar...
Ayrıca doğru nefes almak çok fazla oksijen almak anlamına da gelmiyor. Gerektiği kadar oksijeni gerekli ve doğru yerlere doğru zamanda göndermeyi sağlıyor. Öyle ki Sufiler sayılı nefes alırlarmış. Aynı şekilde başka dinlerde de nefes tekniklerinin önemi çok büyük. Kapalı ve küçük bir alanda kalmak zorunda olduğunuzu düşünün. Endişe ve korkuyla aldığınız kısa nefesler ortamdaki oksijeni kısa sürede tüketip fazla karbondioksit üretmenize yolaçar. Oysa doğru ve idareli, dolayısıyla kaliteli nefes almak böyle bir durumda hayat kurtarıcı olabilir.
Bununla birlikte her soruna göre uygulanabilecek ayrı nefes teknikleri mevcut. Bunları da fırsat buldukça paylaşacağım. Şimdilik genel doğru nefes tekniğinden bahsettim.
Doğru nefes alma Dünya Sağlık Örgütü'nün standartlarına göre:
*Ciğerleri dakikada 4 ile 6 litre arasında hava ile doldurmak.
*Nefes alıp verirken göğüs yerine diyaframı hareket ettirmek: Çünkü diyaframın kullanılması daha ağır ve her seferinde daha fazla hava teneffüs etmemizi sağlar. Ayrıca diyaframın hareket etmesi karın bölgesindeki organlara masaj etkisi yaparak göğüs ve karın boşluğundaki basınç farklılığını ortadan kaldırır. Mide ve safra kesesinin yukarı hareketini engelleyerek, reflüyü (mide suyunun yemek borusuna ve daha yukarlara çıkması) ve çeşitli safra kesesi hastalıklarına iyi gelmektedir.
*Solunumu ağız yerine burundan yapmak. (Ağızdan nefes almak nazal bölgede ve bronşlarda istenmeyen mukozalı salgılara yol açabilir.)
Doğru nefes alıp veremeyen insanlar karbondioksite daha duyarlıdır; karbondioksitli ortamlarda daha sık ve kısa nefes alıp verirler. Düzenli solunum yapan insanlarda karbondioksitli ortamlarda, heyecan ve stres sırasında, daha normal tepkiler verirler, kırmızı kan hücreleri oksijeni organlara daha kolay taşır.
Ara sıra yapılan nefes egzersizi de doğru nefes alıp vermemize yardımcı olacaktır. Basit, fakat faydalı bir nefes egzersizinin adımları şöyledir:
1-Burnunuzdan yavaş bir şekilde ama alabildiğinizce çok nefes alın.
2-Sonra yine yavaş bir şekilde ağzınızdan verin.
3-(1) ve (2)'yi bir kere daha tekrarlayın.
4-Şimdi de burnunuzdan nefes almaya başlarken ağır ağır dörde kadar 5-sayın.
6-Nefesi vermeye başlarken de altıya kadar sayın.
Nefes vermeyi, nefes almaktan daha yavaş yaptığınızdan emin olun.
Nefes verirken kaslarınızın rahatladığını ve gevşediğini hissedin.
Bu nefes egzersizini gerildiğiniz veya bunaldığınız herhangi bir yerde ve zamanda yapabilirsiniz.
Günde en az 40 kere derin nefes alıp verin.
Eğer sigarayı yakın bir zamanda bırakmışsanız, derin nefes alıp vermek oksijen alım miktarını yükselterek sigaranın zararlı etkilerini kısa zamanda azaltacaktır.
Etrafınıza baktığınızda her şeyin bir ömrü yani kullanma süresi olduğunu görürüsünüz. Araba, kapı, Tv, boya, yiyeceklerin üzerinde yazan tarihler hatta dünyanın ve güneşinde belli bir süre sonra yok olacağını bilim söylemiyor mu? Peki, her şeyin bir kullanma süresi varken insanın niye olmasın?
Health Question & Answer Session:
Sağlıkla İlgili Soru ve Cevaplar:
A: I've heard that cardiovascular exercise can prolong life; is this true?
B: Your heart is only good for so many beats, and that's it...Don't waste them on exercise.
Everything wears out eventually. Speeding up your heart will not make you live longer; that's like saying you can extend the life of your car by driving it faster. Want to live longer? Take a nap
A: Kardiyovasküler eksersizlerin hayatı uzattığını duydum, doğru mu?
B: Kalbinin ömrün boyunca atacağı sayısı bellidir, hepsi bu işte.. Eksersizle bu sayıyı yeme.
Her şey zamanla eskir. Kalbini hızlandırmak hayatını uzatmıyor; Bu, arabayı hızlı kullanınca ömrü de uzar demek gibi bir şey. Uzun mu yaşamak istiyorsun? O zaman uyu.
İnsanın genetik yapısı 150 sene yaşamak üzere ayarlanmıştır tıpkı kaplumbağa gibi, biz ise onu spor, beslenme ve stres ile 70-80 seneye indirmişiz. Peki bunu nasıl beceriyoruz. Yukarda bahsettiğim üç etken,bazı organlarımızı fazla kullanarak onları eskittiğimiz için. Hiç bir organımız kendisini yenilemiyor ve bundan dolayı da bazı hastalıkları kök hücre ile tedavi etmek için çalışılıyor. Organlarımız ve onları besleyen damarlar kendi kendine yenilenmediğine göre, kullanmamıza bağlı olarak zamanla eskiyecek(yaşlanacak)ve kullanım süresini dolduracak.
Bir arabayı düşünelim, motorun ömrü 300 bin km olsun, siz bu km'yi10 senede de yapabilirsiniz, 20 hatta 30 senede de. İşte spor ve stresle kalp, damar ve akciğerlerinizi, çok yiyerek de karaciğer, pankreas, mide ve barsaklarınızı, hem yemekle hem de spor yaparken ortaya çıkan toksik maddelerle de beyninizi tahrip ediyor ve yıpratıyorsunuz. Yoksa Alzheimer ve beyinle ilgili diğer yaşlılık hastalıkları neden ortaya çıksın.
Kadınların uzun yaşadığını ve hatta birçok yerde dullar apartmanı var diye espri yapıldığını duyarsınız. Bu genelde kadınlardaki östrojen hormonunun varlığına bağlanılır. Peki hiç düşündünüz mü, anneniz, ablanız ve etraftaki bayanların hangisinin eşofmanları giyip koştuğunu, saatlerce yürüdüğünü, bisiklete bindiğini veya yüzdüğünü. Bu dediklerimi nadiren görmüş veya hiç görmemişsinizdir. Kadınların erkeklerden neden çok yaşadığının sebebi ortada.
1. Spor yapmazlar. Kaplumbağa gibi ev işlerini, yemeği yavaş yavaş akşama kadar strese düşmeden para kazanma derdi olmadan yaparlar.
2. Kahveye gel çaya gel ile komşuları ile yapılan konuşmalarla stres atarlar.
3. Öğleden sonra hafif kestirirler.
Eee, onlar uzun yaşamasında biz erkekler mi uzun yaşayalım. Organlarını yıpratacak eskitecek tek şey yapmazlar (yemek hariç).
Koşan hayvanların hepsinin ölüm yaşında, erkek ve dişi arasında, insanlarda olduğu kadar açık bir fark yok. Neden onlarda dişilerde erkekler kadar, hatta daha fazla koşarlar. Halbuki onlarında dişilerinde erkeğe göre çok fazla östrojen vardır. İnsan dişisini koruyan östrojen, hayvan dişisini niçin korumasın. Demek ki ortada başka bir faktör veya faktörler var ama biz farkında değiliz.
Eskimolar neden fazla yaşarlar, herkes balık yediklerinden diyecektir. Evet balıkta bir etken fakat Eskimolar spor yapmazlar yani, buzda koşamazlar, tenis, futbol ve diğer sporları yapamazlar çünkü düşerlerse bir yerlerini kırarlar. Onlar sadece yürürler birde kendilerini soğukta muhafaza ederler. Bir kilo kıyma alın yarısını tezgahın üstüne diğer yarısını buz dolabına koyun hangisi daha fazla dayanır? Tabi ki buzdolabındaki fazla dayanır. Peki, dağdaki insanlar niye fazla yaşarlar onlarda mı balık yerler, hayır onlar et ve ot yerler birde hava orda soğuktur ve de spor yapacakları yer yoktur, hatta orda oksijen azdır, koşamazlar top oynayamazlar. Kaplumbağa'nın hiç koştuğunu gördünüz mü, hep yürür fakat 150 sene yaşar ya filler niye fazla yaşar herhalde nadiren koştukları için köpek, aslan vb. koşan tüm hayvanlar kısa yaşarlar.
9.2006 vatan gazetesi 6. sayfa: Uzun yasamanın sırrı sadece genlerde değil. Bilim adamları 20 yıl önce, ortalama ömrün çevre, beslenme ve egzersiz gibi faktörlere bağlı olduğunu söylemişler ve büyük destek bulmuşlardı. Ancak sonra yaşam süresini belirleyen faktörün 'genler' olduğu inancı ağırlık kazandı. Son araştırmalarda genlerin tek başına bir insanın ne kadar yaşayacağı konusunda tahmin yürütmeye yetmeyeceğini gösterdi. Aynı genetik özelliklere sahip, aynı çevrede yaşamış, aynı yemekleri yemiş tek yumurta ikizlerinde birinin çok dinç olabileceği, diğerinin ise hastalıklardan şikayet edebileceğini gösteriyor. Bu durum ikizlerin 10 yıl ara ile ölebilmesine neden oluyor. Uzmanlar yaşam süresini etkileyen faktörlerin genetik yapı olduğu kadar hastalıklar, beslenme tarzı, yaralanmalar, kazalar hatta bazı durumda ''şans''tan oluştuğunu belirtiyor.
Evet bana göre, bunların yanında spor ve karbonhidrat'lı gıdalar yiyerek insülin salgılatmak ve insülin direncine sebep olmak. Şimdide sporun tek faydalı olduğu noktayı konuşalım. Evet spor sizin akciğer kapasitenizin devamını sağlar. Normalde insanların akciğer kapasitesi 3-
Yine kadınların, erkeklerden daha çok yaşamalarının ve erkeklerde enfarktüs yaşının 20 lere kadar inmesinin esas sebebi, erkek çocuğunun 2-3 yaşından başlayarak koşması, oynaması, zıplaması ve yerinde duramaması, sonunda da gününü sokakta geçirmesidir. Kız çocuğu ne yapar evde evcilik oynar oturduğu yerden bebeği solundan alır sağa koyar uyutur, sağından alır sola koyar yemek yedirir. Böylece birinin damarları, kalbin hızlı çarparak, akciğer ve adalelere oksijenli kanı yetiştirmek için debisini ve akım hızını yükselterek milyon defa damar cidarına basınçlı kanı vurdurarak onu yaralaması ve de çatlatması, sonunda da kollesterolun gelip çatlağı kapatmak için damar duvarını sıvaması yani damar sertliğinin erkelerde çocuk yaşta başlamasıdır.
HERZAMAN SÖYLÜYORUM, SPOR YAPARAK KALB VE DAMARLARINIZIN, YİYEREKTE PANKREAS BAŞTA OLMAK ÜZERE DİĞER
ORGANLARINIZIN KULLANMA SÜRESİNİ KISALTMAYIN.
Vatan gazetesi 17.11.2006 sağlık köşesinden: Kalbi daha az atan daha çok yaşıyor,
Fransız ulusal sağlık ve araştırma enstitüsü (İnserm)tarafından yapılan araştırmaya göre,
Kalbin daha az atması ömrü uzatıyor. 20 yıl boyunca 4 bin erkek üzerinde yapılan araştırmaların sonuçlarına göre, dinlenmiş bir durumdayken kalbi, gün içinde attığından 7 kez daha az atan orta yaşlı birinin 20 yıl içinde hayatını kaybetme riski yüzde 20 azalıyor. Nabzı 7 ve üzeri atanların ise aynı sürede ölme riski yüzde 78 artıyor. Ortalama nabız sayısı 60-80 dir. Yani, normal fonksiyonlarınızın dışında kalbinizin, her fazla atışında ve yaşamak için gerekli olan gıdanın dışında alınan her lokmanın sizi bir adım daha ÖLÜME yaklaştırdığını unutmayın.
Amerikan bilim ve teknoloji dergisi Wired insanoğlunun en çok merek ettiği
“Neden ölüyoruz?” sorusuna şu yanıtı veriyor.(vatan gazetesi 4.2.2007)
Arizona Üniversitesi'nden Brian Enquist şöyle diyor: Bir fareyi elinize aldığınızda
Kalbinin ne kadar hızlı attığını görürsünüz. Mavi balinanın kalbi ise kilise çanı gibidir (dakikada 7). Uzun aralıklarla ve çok yavaş atar. Ama ikisi de yaklaşık 100 milyon kalp atışı sonra ölür. Tabii bunu kalbi çok hızlı attığı için fare 2 yılda, balina ise 80 yılda tamamlar.
Fillerinde kalbi yavaş attığından uzun yaşarlar. Yukarda dediğim gibi spor yaparak kalbinizi ne kadar çok attırırsanız ömrünüzü o kadar kısaltırsınız.
Çukurova Üniversitesi Tıbbi Bilimler Deneysel Araştırma ve Uygulama Merkezi
FARE:
Solunum hızı 94-163 / dak
Kalp hızı 325-780 / dak
Yaşam süresi 1.5-3 yıl
SIÇAN:
Solunum hızı 70-115 / dak (ort 85)
Kalp hızı 250-450 /dak
Yaşam süresi 2.5-3.5 yıl
KOBAY:
Solunum hızı 42-104 (84) /dak
Kalp hızı 230-380 /dak
Yaşam süresi 4-5 yıl
Hazırlayan;
Op. Dr. Bülent Tahir TANRIDAĞLI
Bu yüzükleri de aynı malzeme ve teknikle yaptım.
Su kabaklarını pek severim. Ülkemizde de genelde aydınlatma objesi olarak su kabaklarını güzelleştiren sanatçılarımız var. Fakat bahsedeceğim sanatçı Amerikalı Sam-X (gerçek adını bilmiyorum) Sadece su kabağı değil ahşap ve seramik gibi organik ürünlerin doğal duruşunu ve zerafetini bozmadan işlemede çok yetenekli. Eserleri ulusal ve uluslarası alanlarda birçok galeri, müze, sergi sarayı ve üniversitelerde sergilenmiş. Burası da web adresi Çok fazla çalışması var, buraya eklerken seçim yapmakta zorlandım. Kesinlikle ziyaret etmenizi tavsiye ederim.

Türk olmak
Aslında çok şeydir, Türk olmak. Türk olmak, Osmanlı'nın borcunu ödemektir. Hovarda babanın borçla yaşayan evladı gibi. Kosova'da ve Bosna'da, Batı Trakya'da ve Makedonya'da bilmem kaç asır geçmişte kalan meselelerin hesabını vermektir. Türk olmak Kıbrıs'ta, Hocalı'da, Anadolu'da ve Balkanlar'da soykırıma uğrayıp karşılığında yapmadığın soykırımla suçlanmaktır. Türk olmak faşist olmaktır, vatanına, milletine, tarihine sahip çıktığında… Türk olmak demokrat ve çağdaş olmaktır, vatanına, milletine, tarihine sövdüğünde… Türk olmak lisanının Avrupa'da yasaklanmasıdır ve yine Türk olmak kendini ve derdini anlatamamaktır. Avrupa'da hor görülmek Türk olmaktır, ataların bir çok asır önce Viyana'yı kuşattığı için ve hoş görülmemektir. Tabii ki sadece kuşatıp; Napolyon gibi bütün Viyana'yı yakmadığın için. Türk olmak Selanik'te Pontus Anıtı'nın, Viyana'da çiğnenen yeniçeri minberinin ve Malta'da papazın üzerine bastığı Türk bayrağı heykelinin önünden geçmektir. Türk olmak zordur, çetindir ve eziyetlidir. Üç kıtadan dönüp, bir küçük yarımadada misafir muamelesi görmektir. Sayısız imparatorluk kurmak Türk olmaktır, aynı zamanda sayısız imparatorluk yıkmak da Türk olmaktır. Arabaya koşulan ilk atın vatanında, ilk yazılı antlaşmanın imzalandığı yurtta, yazının bulunduğu, paranın icat edildiği her metrekaresinden bereket fışkıran bu yurtta, kalkınmak için yabancı sermaye beklemektir. Türk olmak; Truva'dan bu yana, Sümer'den bu yana serpilerek gelse de, tarihten eski bu topraklarda, bütün zamandan damıtılarak gelen yüksek değerlerine rağmen, bir haftalık hafıza ile yaşamaktır. Doğu Roma'yı da Batı Roma'yı da yıkıp, yeni Roma olan AB'ye girmeye çalışmaktır Türk olmak. Türk olmak, Mostar'da köprüdür, Kerkük'te kaledir, İstanbul'da Kızkulesi'dir, Anadolu'da buğdaydır, Çukurova'da pamuktur, Ege'de tütün, Karadeniz'de fındık, Trakya'da ayçiçeğidir. Türk olmak Çanakkale'de ölmektir. Çanakkale'de ölmeden önce düşmana su vermektir, onun yaralısını sırtında kendi hastanesine taşımaktır. Düşmanın ardından rahmet okumak, kanlısından helallik almaktır. Sabahları odana rahmet dolsun diye, camı açmaktır. Kar yağdığında kayak yapmayı değil, evsizleri düşünmektir. Balkon köşesine kuşlar için, kışın ekmek kırıntısı, yazın su koymaktır. Yağmura rahmet, kara bereket diye bakmaktır. Türk olmak, harap bir ülkede, zengin ülkelerin müstemlekesini reddedip, tahtadan kılıç ve ipten üzengi ile, paylaşacak ve sahiplenecek tek varlığı fakirlik olmasına rağmen, yedi düvele meydan okumaktır. Türk olmak askere davul-zurna ile uğurlanmaktır, belki de dönmeyeceğini bilerek. Türk olmak, annenin şehit oğlunun ardından 'Bir oğlum daha olsun, onu da vatan için göndereceğim.' demesidir. Babanın gözyaşlarını tutarak, tabutuna son kez dokunurken 'Vatan sağ olsun!' demesidir. Türk olmak 'Türk çayında radyasyon olmaz!' yalanları ile, 'Gusül abdesti alana AIDS bulaşmaz!' dolanları ile yaşamaktır. Her hükümetin enkaz devraldığı, ama asla ardında enkaz bırakmadığı ülkede olmaktır. Türk olmak, ecdadın yaşadığı kıtlıktan dolayı, çayın yanında gelen şekerden fazla olanı garsona geri vermektir. Aynı nedenle Türk olmak, yemeği ziyan etmekten korkmaktır. Göz hakkına, diş kirasına saygıdır. Türk olmak. Evindeki bir kap aşın yarısını tanrı misafirine vermektir. Kendi yerde, misafiri döşekte yatırmaktır Türk olmak. Türk olmak, milli maçta ağlamaktır. Ayhan Işık'a, Belgin Doruk'a aşık olmaktır. Türk olmak, aşkını ölesiye sevmektir. Aşkı için ölmektir, öldürmektir. Sevdiceğinin elini bir kez tutamadan, toprağa girmektir. En güzel aşk şiirlerini yüreğinde hissetmektir. Eşkiyaya türkü yakmaktır, Türk olmak. Milletine sövmektir, ama başkasına sövdürmemektir, Türk olmak. Türk olmak Yunus'u bilmektir, Aşık Veysel'i sevmektir. Mevlana'yı, Hacı Bektaş-ı Veli'yi ve Hoca Yesevî -tek bir satırını okumasa da yüreğinde taşımaktır. Türk olmak, saz çaldığında, ney üflendiğinde, kös dövül düğünde ve kaval çaldığında, yüreğinin derinlerinde bir sızı sezmektir, bir de Yemen Türküsü'nde... Hayatın sana verdiklerine 'Nasip', vermediklerine 'Kısmet' demektir. Her işin 'Hayırlısına' inanmaktır ve ağlamamak için çok gülmekten çekinmektir. Türk olmak, Asya'da batılı, Avrupa'da doğulu diye tepki görmektir. Irk sözünü bilmeden yaşamak, yaradılanı Yaradandan ötürü sevmektir. Magazin programları ile dizilerin arasına sıkışsa da, silkinip üzerindeki ölü toprağını atabilmektir. Türk olmak, mahalle maçı için aynı saatte, on kişi buluşamazken, milyon kişinin bir araya gelmesidir. Tavla oynarken bile kavga ederken, milyon kişinin kavga etmeden gösteri yapabilmesidir. Türk olmak, buhran zamanında Arjantin'de de mağazalar yağmalanırken, daha ağır buhranda sıraya girerek, sorumlusuna en ağır cezayı tek bir cam kırmadan sandıkta kesmektir. Türk olmak en zayıf gününde bile dünyaya meydan okumak, en dertli gününde bile her ufunetin bir şafakta biteceğini bilerek tevekkül göstermektir. Zor iştir Türk olmak. Türk olmak Anadolu'da her düşen yağmur damlasına hamdetmek, her çıkan başak için şükretmektir. Türk olmak, medeniyetler mezarlığı Anadolu'da dik durabilmektir. “