Sayfalar

yarışma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yarışma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Nisan 2010 Perşembe

Cic Team Oylaması Sonuçlandı!!! Kazanan Sesiberrrr :))

Eve az önce girdim ve yarın sabah postaya vermem gereken bir siparişim var ama bu postu içimdeki duygularım tazeyken, heyecanımın zerresini yitirmeden yazmam gerek...

         Bugüne kadar hayatımda ya da sevdiklerimin hayatında olan en küçük mutluluğa deli gibi sevinerek geldim. Hayatta başkalarının eften-püften diyeceği şeyler beni ne kadar üzdüyse, yine eften püften şeyler de sevindirdi. Bu oylama da öyle dünyalara duyuracak, havalara uçulacak birşey değil belki başkalarına göre ama ben oylama sürecinde tatlı bir heyecan yaşadım. Yaşadığım en güzel duygu ise beni canla başla desteklemenizdi. İşte bu eften püften birşey değil bence. Bence bu büyük bir mutluluk. Hiç tanımadığım bloglar özel postlar yazarak duyurdular oylamayı. Tanıdıklarım zaten, hem bloglarından, hem özelden beni desteklemek için uğraştılar. Yakınlarım, akrabalarım bir yana, sizler yüzümü bile görmeden, çoğunuz sesimi bile duymadan, sadece bir Türk kadını olduğum için desteklediniz beni. Bu o kadar güzel bir duygu ki; kelimelere sığmaz.
Sonuçta sizlerin sayenizde toplam 709 oydan 208 i bana geldi :) Cic Team blogda bunu
This item had 208 votes out of 709.  (Wow!!!)  bu şekilde duyırmuş :) Bence de WOWWW!!!

       Bunun yanında yaptığım işleri hep sevdim. Kendini beğenmişlik düzeyinde değil ama aşkla sevdim. Oraya bir çöp te koysam destekleyecektiniz beni. Fakat ne yalan söyleyeyim, bakıp bakıp keçe çiçek broşumu hala seviyorum, "vayyy beee ne güzel yapmışım ama", diye :) Ukalalık, narsistlik değil bu, yemin ederim, yaptığım işe, kendime olan güvenim sadece... Arada çok ince bir çizgi var. Tüm samimiyetimle söylüyorum, kendi yaptıklarımı seviyorum ve oylamada temaya en uygun ürünlerden 3 tanesi arasında görüyordum.

       Beni tanıyanlar bunu anlayacak ve yandan muzipçe gülümseyecek, tanımayanlar ise belki ne gereksiz bir özgüven diyecek ama umrumda değil, ben bunu yazmasam çatlardım...

       Bu vesileyle blog arkadaşlarıma, Pasaj forum arkadaşlarıma, 10 Marifet arkadaşlarıma, Facebook arkadaşlarıma, Etsy arkadaşlarıma ve gerçek hayattaki arkadaşlarıma, akrabalarıma ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM...
İşte bu da ödülüm. 1 ay boyunca takım blogumda Etsy dükkanımın widgetı yeralacak.

17 Mart 2010 Çarşamba

Cic Team Oylaması Başladı.

       Geçenlerde iki yazımda bahsettiğim Etsy Cic Team'ın "Spring Flower" temalı oylamasına katıldım.
Oylayabilmek için buraya tıklayabilirsiniz. Sadece iki tık. Üyelik falan gerekmiyor. Entry #16 by sesiber girişiyle ve fotoğraftaki keçe çiçeklerimle katıldım.

12 Ekim 2009 Pazartesi

Sonbahar Manzaralı Çay Keyfi...


Tüm fotoğrafları tıklayarak büyütebilirsiniz.

       İki gün önce eşimin şehir dışında olmasından kaynaklanan akşamları dizi izleme, kestane kebap yapma, meyve soyma, çay demleme ve tüm bunları tüketme işlerimden feragat edip çatıya kaçtım. Bu sefer ütüm yoktu, direkt masama oturdum. Gerisini hatırlamıyorum. Saat 02:30 du aşağı indiğimde. Mutluydum, guruluydum. Sevecek bir şeyim daha olmuştu. Tuvalete kalkan oğluma ısrarla gözüne sokup gösterdim. Zorla güzel olmuş dedirttim. Geç gelen eşime o saatte göstermedim, sabah uyanınca gösterdim. Bunu da mı yaptın, dedi. Materyallerin künyelerini sordu. Çok beğendi. Oğluma da, eşime de his testi yaptırdım. Dışarıdaki sonbaharı hissettiklerini anladım test sonucu.

       Sonuçta bu da benim 10 Marifet Sonbahar Yarışması Tasarımım.
Ta ta ta taaammm.
Beğendiyseniz ve 10 Marifet bünyesinde en az üç yazı sahibiyseniz; çekinmeyin tutun :)

  • Dışarıdaki sonbahar teması için mavi zeminde keçe, ağaçta deri kullandım. 
  • Kuş ta keçeden. 
  • Ağacı sadece gövdeden yapıştırdım. Dalları boyutlu görünmesini istediğim için yapıştırmadım. 
  • Tafta kumaştan kestiğim yaprakları çakmakla azıcık yaktım. Onların da boyutlu görünmesi için sacede bir yerinden yapıştırdım. 
  • Kuş ta ayakları üzerinde duruyor. Öne ya da arkaya yapışık değil. 
  • Beyoğlu taşlarını yağmur görüntüsü vermesi için ağaçlı zemine ara ara yapıştırdım. 
  • Pencere yerine geçen şeffaf plastiğin arkasından sıcak silikonla su damlası görüntüsü oluşturdum.


  • Sağ yan duvardaki tablo yo-yo.

  • Perdeleri evde bulunan enli dantellerden kesip, teğelle büzüp, çöp şişe geçirerek hazırladım. Şişin iki ucuna ahşap boncuklar yapıştırdım.
  • Perde bağları boncuklu iğne oyalarından.    
  • Halı geniş keten kurdela. Uçlarından saçak çıkardım ve yapıştırdım.

  • Sol yan duvardaki köpekli tablo da çok önceden yaptığım polimer kil pendanttı.


       Tüm çalışmaya başlamadan önce bulduğum küçük bir kutu kapağı içine pencere manzarasını hazırladım. Zaten tüm ampuller ondan sonra yanmaya başladı. Yapacağım diğer objelerin boyutunu bilebilmek için kutu ayarladım. Fikrimühim' den gelen Selva Makarna kutusunu tüm kutular gibi saklamıştım. Çok dayanıklı, taş gibi bir kutuydu kendisi. Kapağını kestim ve kaplamadan önce pencere olarak hazılardığım ölçüye göre kutuyu maket bıçağıyla oydum. Sonra beyaz yapışkanlı kağıtla düzgünce kapladım. Yine yapışkanlı kağıtla duvar bordürünü yaptım.
  
       Sandalyelerin boyutunu anlayın diye parmağımı olaya bastırdım. Bu arada sandalye yapmak çok zevkli. İşin içinde tel varsa herşey zevkli zaten.


       Sandalyeleri Suzan Geridönmez'in blogunda görmüş ve denemeyi çok istemiştim. Ben gördüğümde sadece ilk aşamanın olduğu postu okumuş ve tel iskelet hakkında fikir edinmiştim. Aklımda kaldığı kadarıyla iskeleti hazırladım. Ondan sonraki aşamaları kafamdan uydurdum. Şimdi onun blogunda yazının devamını okudum, ben biraz kestirmeden gitmişim sanırım. :) Sandalye arkalıklarını ve tablasını hazırlama ve monte işlemini ben daha farklı uyguladım.

       Bu arada Suzan Hanım' ın blogunda çok güzel minyatür ve paper mache çalışmaları var. Mutlaka ziyaret edin derim. Özellikle minyatür porselen tabakları ve teneke içecek kutularından yaptığı galvaniz görünümlü objeler yapmak istediklerim arasında.


Masayı da aynı teknikle çalıştım. Sandalye ve masayı gördüğünüz gibi süsledim. Yaşasın silikon tabancası...





Çaydanlık ve fincanı transparan beyaz polimer kil (fimo marka) yaptım. Çiçek deseni daha önce yaptığım milliefiori bloglarımdan kestim. Hemen fotoğraflamak için kili pişirmedim.

Çalışmanın iç kısmı bittiğinde kenarlarındaki boşluk ve kağıdın potluklarının olması tamamlamam gerektiğini düşündürdü. Evdeki saten biyeyi dört tarafına ortalayarak yapıştırdım. Dantellerle de köşeleri süsledim.

       Tema sonbahar olabilir ama ben o sarıyı sevmiyorum. Donduruyor beni o renk. Dışarıda yağmur da yağsa, yapraklar da dökülse ben toz pembe dünyamı yansıtmak istedim. Sonbahar yeterince vurdu beni. Kullandığım renklerle kendime gelmek istedim.
       Bu ortamda oturup çay-kahve içmek çok keyifli olurdu. Sandalyeler yerine rahat ve sallanan bir koltuğu tercih ederim. Bu tarz sandalyeleri çok severim ama hiç rahat değildirler. Demirleri sırtınıza batar. Battaniyeyi çekip yayılacak bir koltuk tercihimdir. Sahi neden bunu yapmadım ki?????

       Dün yazdan kalma bir gündü. Kerpe' ye balık yemeye gittik. Herkes denize giriyordu. Gerçekten kendime geldim. Sonraki postta çok güzel fotoğraflar paylaşacağım.

9 Ekim 2009 Cuma

Sevgili Günlük- Sonbahar Delirtiyor Beni Uleeeyn :)

       Gittim geldim, taslaklarımdan birini yollayayım, dedim. Hiçbirini beğenmedim. Dün deli gibi alışveriş yaptım. Saçlarımı annemin deyimiyle "Ali gibi" kestirmek istiyorum. Hiçbirşeye elimi sürmek istemiyorum. Ev işleri zulüm oldu. Baştan savma yemekler yapıyorum (inadına bir de güzel oluyorlar)... Etrafımdakilere sarıp duruyorum.
  Dün Swatch'tan yüzük siparişi verecektim, onların ölçüleri normal yüzük ölçüleri gibi değil. Sitede verilen PDF yüzük ölçü şeridini yazdırmak için oğlumun bilgisayarını açtım. Yazıcı ona bağlı çünkü. Bilgisayarına şifre koymuş. Çıldırdım. Netbooka bağladım, cdsini istiyor, cd de öbür evde. Sonuçta işimi göremedim ve bu daha önemli bir iş te olabilirdi.

       Geçenlerde bunu görüp kibarca uyarmıştım. Kendi kendime karşımda o varmış gibi kavga ettim. Bütün kabloları söktüm. Duvar stickerı yapmak için bir haftadır misafir yatak odasındaki yatağı işgal eden, bir haftadır siyah yapışkanlı kağıt tarafından alınmadığı için orada bekleyen puzzle şeklindeki çıktıları düzensizce topladım. Hızımı alamadım. İnternetten basketbol topu vs... siparişi vermiştik, o siparişi iptal ettirdim. Eşimin ablası aradı, ona döktüm içimi. "O delikanlı artık, sakin ol, anlayışlı ol", dedi. O delikanlı hatırlarsa o bilgisayarı ona doğum gününde ben önayak olup aldırmıştım. Yoksa evimizde işini görecek laptop vardı. Çok ağrıma gitti. Birşey yaptığını düşündüğümden değil, her zaman olduğu gibi olmadığı için, bu davranışı ondan beklemediğim için çok üzüldüm. Biz onunla arkadaş gibiyiz. Herşeyini anlatır, bilirim. Onun bilgisayarına da kırk yılda bir işim düşerse otururum. Bu şifre benden başka kime konulmuş olacaktı ki...




      Bu sabah okula giderken

       O hızla iki katı da süpürüp, toz aldım. Süpürgenin sesine sığınıp bağıra bağıra söylendim. Baktım hırsım geçecek gibi değil, yoldan geçen komşumu zorla kahve içmeye çağırdım. Konuşunca biraz yatıştım. Tamam ergenlik falan ama bu bana yapılmış saygısızlık, savaş ilanı gibi birşey.

       Onun geliş saatinde evde olmayayım istedim. Dikiş makinası siparişi vermiştim. Netten ileri vadeli havale yapıp hesabıma para yatırayım, diye çıktım. Parayı yatırıp kuyumcuya girdim. Eşim bayramda elini öpünce hep para verir :) Bu bayram harçlığıma zam yapmış. Eh dükkanı da kapattık malum. Onunla kendime spor bir bileklik aldım. Gümüşçüden de üç tane yüzük aldım. Hepsini takıp eve dönmek istedim, bileklik te dahil hepsi küçültülecek olduğundan takamadan döndüm. Markete uğradım. Yolda komşum arayıp çaya çağırdı. Yürüyeyim, açılayım düşüncesiyle yürüyerek eve döndüm. Hava da pek sıcakmış. Evde anlaşılmıyor.


Yüzüklerimi aldım, kırmızı olan mercan. Bilekliğim de kırmızılı ama o Pazartesi gelecekmiş.

       Sakinleşince "fazla mı abarttım" diye düşündüm. "Yok yok haketti", dedim. "Pişman olmayacağım", dedim. Ben öyle kendisinden birşey saklanacak annelerden değildim. Kaldı ki birşey sakladığından değil, büyüdü ya; hava olsun diye şifre koyduğundan adım gibi eminim.

       Komşuya geçerken anahtarı da aldım. Anahtarını almamış giderken, kapıda kalsın, istedim. Komşuda iki ev ötede zaten. Baktım cepten arıyor. Yedek anahtarı varmış, eve girmiş.

      Eve gelince konuşmak için babasını bekleme niyetindeydim ama, dağıttığım-topladığım ortamı görüp sorular sorunca patladım. Beklemedeyken virüs girermiş te, falan da filan da... "Bundan sonra bilgisayarı açamayacağın için virüs te giremeyecek, rahat ol", dedim. O ara Bıdığı gezdirme bahanesiyle evden yokoldu. Babasıyla birlikte içeri girdi. Ona da daha kapıda "oğlun bilgisayarına şifre koymuş, sence bir insan bunu neden yapar" dedim. O da "oğlum sen işadamı mısın, CIA ajanı mısın, banka hesaplarına mı girilmesinden korkuyorsun?" dedi. "Bu evde bilgisayar kilitlendiğini gördün mü hiç, lüzumsuz işleri bırak" dedi. Arkasından da hemen "dersler nasıldı? " dedi. Ben iki saat yırtındım, hala da bıraksalar devam edebilirim. Adam iki cümleyle bitirdi işi. Hatta normal hayata geçiş bile yaptı.

       Akşamdan beri kedi gibi. Bir süre bilgisayarı açamayacağı için bu postu tazeyken okuyamayacak. Okuduğunda da olay soğuduğu için kesin benimle dalga geçecek :)

       Hala saçlarımı kestirmek konusunda kararlıyım. Zaten bu mevsimde herşey isyankar. Saçlarım bile laf dinlemiyor. Havadan mı, benden mi bilmem ne yapsam diken diken elektriklenmiş şekilde duruyor. Gitsin, bitsin şu sonbahar hayırlısıyla. Off daha kasım kasım kasılan Kasım var önümüzde. Naz'ın ilk doğum günü Kasım'da. Onun dışında Kasım ayında bildim bileli iyi birşey olmadı... Hayatımın en verimsiz dönemleri. Kış uykusuna yatmak olsa da yatsam Nisan' da uyansam. Bu mevsimi sevenlere hayretler ediyorum. Bu önyargımı değiştirecek mucizeler istiyorum. Kaşınmayayım; Allah'ıma çok şükür sağlık, sıhhat herşey yolunda da, elimde değil içim daralıyor.

    Dün Paramarka'dan mail gelmiş. Kazanan belli oldu diye. Oylama sürecinde, önceki yazımın yorumlarında ve 10 Marifette sağolun bana çok destek oldunuz. İnanın katıldığım hiçbir yarışmada benim için ödül ön planda olmadı, eğlencesine katıldım ve gerçekten her zaman hakedene layık görürüm başarıyı ve kalbimi hep temiz tuttum. Haketmediğim bir başarıyı taşıyabilecek kadar geniş te değilim. Kazanan eser aşağıdaki foto. Amaç oy çokluğuyla kazanmaktı. Arkadaş ta tasarlamaya değil, oy toplamaya çalışmış. Düzen böyleyse o da düzene uymuş, kendisinin suçu yok aslında. İşleyiş adaletsiz. Herkes tasarımcı olamaz, bazen çok basit, emeksiz  işler bile verdikleri mesaj sayesinde tutulurlar. Ben çok uğraştım ama  ne tasarım, ne de mesaj göremedim bu çalışmada.


        Benim çalışmalarımı görmeyenler için de burada yazmıştım. Videoyu mutlaka izleyin, derim. Çok severek çalıştım. Ben eğlendim, sonuç ne olursa olsun :)

1 Ekim 2009 Perşembe

Çilekli Creme Yogo...



Kaç gündür acayip zamanlarda başım dönüyor, çok yemek yiyemiyorum ama canım hep karbonhidratlı mamalar çekiyor. Havalar soğudu ya, vücut istiyor sanırım.

      Bahar çarpar milleti ben cin gibi olurum. Beni sonbahar çarpıyor, keşfettim artık. Eylül ortası daral gelmeye başlıyor, sinirli oluyorum. Her normal insan sonbaharda üretime gaz verir, ben herkesi çarpan bahar aylarında. Dikkat ettim, hep orjinal tasarımlarım ya da yeni bir malzemeyle tanışıp, tasarlama zamanlarım nisan-mayıs aylarına denk geliyor. 

       Dün akşam yemeği yememek niyetindeydim. Herkes karnı tok eve geldi. Ben de akşamüstü atıştırmalık birşeyler yemiştim çayın yanında. Her zaman 10 dk. önce sorduğumda "çok tokum, yemek yemeyeceğim", diyen eşim, klasik 10 dk. sonra "eee ne yiyelim?" demeye başladı. Öğlen yemeğe gelmişti, aynı menüyü istemedi. "Erişte yap, sadece onu yiyelim", dedi. Erişte kelimesinden sonra bana bir haller oldu. Elim ayağım titremeye başladı. Azıcık erişte yapıp, tadımlık aldım tabağıma. Titremelerim arttı. Bayılacak gibi oldum. Yedim, doymadım, anlatılacak gibi değil. "Karbonhidrat ta aldık, daha ne istiyorsun", dedim bünyeye. Tatlı istermiş. Ne zamandır üşenip alışverişe gitmediğim için evde çikolata da yoktu...

       Yazın çikolata yiyemiyoruz biz. Daha sezon açılışı da yapmadık. Nutella hariç çikolata yoktu evde. Nutella da kaşık kaşık yiyemiyorum ben, içimi bayıyor. Çilekli Creme Yogo'lar geldi aklıma. Çok severim kendilerini. 2 paket buldum dolapta. Kendimi kaybetmişçesine mikserle yoğurdu çırpmaya başladım. İş olsun diye üzerini okudum. Aaaa süt te konuluyordu buna... Şişenin dibinde azıcık süt kalmış. Off, puff. Elim ayağım hala zangır zangır. Eşim acıdı halime.Eczaneye koşar gibi süt almaya koştu. Süt geldi, ekledim, çırptım. Geçen haftadan kalan iki şeftaliyi de içine doğradım. Ohhhh, missss, ımmmhhhh, vs... sesler ve duygular içinde iki kup yedim, kendime geldim.


       Kalan kupları bugün pazardan aldığım köy çilekleriyle donatıp, pazar dönüşü titremelerimi bastırmak üzere yedim.

       Vüdunuz sinyaller verdiğinde dinleyin, derim. Hiç yalan söylemiyor çünkü. Öğleden itibaren daha iyiyim. Kan şekerim düşmüş sanırım.

      Pazar pek ilginçti bugün. Köylü pazarı kısmında çilekler,kestaneler,mısırlar ve acı mantarlar yanyanaydı. Bu yılki kadar uzun süren çilek ve acı mantar sezonu görmedim. Pazara gitmeyi, tezgahları izlemeyi, meyveleri, sebzeleri çoook seviyorum. Görsel bir şölen gibi hem de doğaçlama. Balık sezonu da açıldı. Bu akşam mezgit yedik. "Hamsiden bıkacaksınız zaten, böyle mezgit her zaman olmaz", dedi balıkçım. "İyi ki de almışım", dedik ailecek. Çok güzeldiler...


       Sonbahada tasarımı, üretimi gelenlere güzel bir haberim var. 10 Marifet'te cep telefonu ödüllü "Sonbahar Yarışması" başladı. En az 3 yazısı olan bir 10 Marifet üyesiyseniz koşun, gelin...