Sayfalar

oğlum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
oğlum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ocak 2012 Pazar

Sevgililer Günü İçin Kumaş ve Örgü Erkek Boyunluk Serisi

 
 Çift taraflı kullanılabilir, %100 yünlü kumaşlardan diktiğim, yumuşacık kumaş boyunluklar... Sevgililer Günü için iyi bir hediye alternatifi olabilir. Oğlum 3 haftadır severek, hergün birini kullanıyor. Kumaşım fazla olunca satışa da sunayım, dedim. 
Emek Sensin ve Etsy'de görebilirsiniz. Emek Sensin'de, bu seride kargo ücretsiz. 
Bir yüzü düz bordo, diğer yüzü yağ yeşili-bordo minik kareli...
  Bir yüzü düz gri- diğer yüzü gri-kırmızı tonlarda ekoseli...
 Bunu çok sevdim. El örgüsü ve en güzeli annemin eseri. Ortadaki iki düğmeyi ben ekledim, daha havalı oldu sanki...
   Oğlumu modelliğe 3 haftadır ancak bugün ikna edebildim. Gerçi, haftanın 7 günü okul-dersane olunca gündüz çekimi yapmak zaten imkansızdı. Bugün dersaneye gitmemesi çok işime yaradı :) Etsy'de bir dükkanda görmüştüm; Dükkan sahibi bayan erkek aksesuarlarını yüzüne keçeden bir bıyık takarak ve muzurca gülerek fotoğraflamıştı. O duruma ramak kalmıştı ki, ikna oldu...

6 Mayıs 2010 Perşembe

Sevgili Günlük- Ben Bu Sabaha Böyle Uyandım :)

       Dün gece çok geç yattım. Eşim Ankara'daydı. Ben de geç vakitlere kadar bir şeyler tasarlayıp, göz kapaklarım kapanmış vaziyette yatağa pestil gibi attım kendimi. Sabah 6.30 da saatlerce uyumuş gibi uyandım. Saat çalana kadar bir saat daha uyuyayım, dedim. Aklıma güle bağladığım paralar ve dilek kağıtları geldi. Koridora gelince baktım oğlumun odasının ışığı yanıyor. Sınavı da yoktu, niye erken kalktı diye meraklandım. Laptop önünde proje ödevini hazırlıyormuş. Üstelik ödev teslimi bugün değilmiş. Hayretler içerisinde kaldım (uykusu çok tatlıdır çünkü) ama neyse... Üstüme bir hırka alıp paraları toplamaya bahçeye indim. Eve çıkınca üşüdüm ve kahvaltısını hazırlayıp tekrar yattım. Onun saati gelip "gidiyorum öpücüğü" için geldiğini hayal meyal hatırlıyorum. Uykumdan 2-3 tane birbirine karışmış siren sesiyle uyandım. Çok korktum. Yan yoldan geçti, ambulans mı itfaiye mi anlayamadığım sesler. Hemen korkup oğlumu aradım. Neyse o sağ salim gitmiş okuluna. Hala da öğrenemedim neler olduğunu...
       Neyse kalktığımdan beri mutfaktan 10 kere geçmişimdir ama bu günümü güzelleştiren notu kaç saat sonra gördüm. Canım benim, sana da Allah senin gibi güzel evlatlar versin...
       Eşimin evde olmamasından istifade edip, dün öğlende mutfağa yayıldım. Ama ne yayılmak. Notu fotoğraflarken bu manzarayı da kayıt altına aldım. Bugün de bu masadakilerle beraberim. Belki yarın da...
       İşte ben böyle güzel ve dağınık bir sabaha uyandım, ya siz?

22 Ocak 2010 Cuma

Ne Yapacağımı Bilemedim, Sizce?


       Bu ikiliyi ne amaçla yaptığımı bilmiyorum. Önce jean kumaşı kestim, sonrasını hatırlamıyorum. Aşk-ı Memnu bitiminde bu çift bitmiş, sadece kanatları düğmelere yapıştırmamıştım.

       Magnet olabilir, mini bir pano olabilir. Aşağıdaki fotoğraftaki gibi birbirlerine bakacak şekilde yan yana yerleştirilip, çerçeveletilip tek bir pano olabilir. Ayrı ayrı çerçeveletilip 2 mini pano da olabilir.

       Sizin önerilerinize de açığım...

Devamı için başlığa tıklayın...

16 Ocak 2010 Cumartesi

Sevgili Günlük- Ohh, dedik :)


       Bugün itibarıyla 1. dönem sınavlarımız bitti. Çocuğum hergün geliyor. Nasıl geçti? diyoruz. Sevine sevine 45 falan alırım herhalde, diyor. Ailecek pek bir seviniyoruz. Geçen yıl 70 lere burun kıvırırken bu sene 45 e tav olduk.Akşam nostalji yapıp biraz Worms oynadık. Fotoğraf o anlardan kalma...

       Yarın etüt te yokmuş. Büyük ihtimalle öğleden sonra  Avatar'a gideceğiz.

       Bugün dolaplarımı düzelttim, ayıkladım. Üzerimden yük kalktı. Bir haftadır aklımdaydı, işten güçten sıra gelmedi. Sabah kalkar kalkmaz su bile içmeden, ne yaptığımı da bilmeden, hesaplamadan odaya girip taaaa ne zaman aldığım kürk kumaşı ortaya çıkardım. Tam yelek kesiyordum ki, uff canım sıkıldı herkeste görmekten, diye aklımdan geçti. Hatta geçemedi takıldı. Baktım birsürü kumaş ta var. Ceket mi yapsam, derken onu da capelet olarak kestim. Kumaş arttı. Artanla yine bir şapka kestim.

Devamı için başlığa tıklayın.

21 Aralık 2009 Pazartesi

Sevgili Günlük- Mum Işığında Kahvaltı, Lodos, Methods' un Jesti


       Cumartesi akşamı annemlerdeydik. Ebrular da oradaydı. Yine Ada ve Naz' lı güzel bir gece geçirdik. Yedim ikisini de. Naz sanki "teyze" diyor. Ama öylesine mi, bilerek mi kestiremedim. Çok düşük çeneli zaten. Sürekli dıgıl-dıgıl  Avnice birşeyler söylüyor.

       Sabaha kadar esen çılgın lodostan 2-3 saatlik uykuyla sabahı sabah ettik. Bıdık resmen çıldırdı. Önce korkudan dakikalarca havladı. Camı açıp azıcık konuşunca mızıklanıp, oturdu. Sanırım o zaman kendini güvende hissetti ve sustu. Sonra hızlanan lodosla birlikte tekrar çıldırdı. Bu sefer kulübesinin etrafında deli gibi dönmeye başladı. Çok acıdım ona, eve alasım geldi.

      Pazar sabahı 11:00 de Alaşara' da ailecek kahvaltı rezervasyonumuz vardı. 10:30 da yataktan kendimizi kazıyarak çıktık. Yemek falan umrumda değil, tek istediğim uykuydu. Yolda gözlerim acıya acıya gittik. Arabanın termometresi 20 dereceyi gösteriyordu. Dışarısı çok ılıktı ama rüzgardan dolayı içeride oturduk. Lodos yüzünden elektrikler kesilmiş, mum ışığında kahvaltı yaptık. Acıyan gözlerim rahat etti bir bakıma. Her zamanki gibi mükemmeldi ve mekan çok kalabalıktı. Oğlumun veli toplantısına yetişmek için erken kalktık. Toplantı sonucu Pazar günleri de dersaneye gitmesi kararını aldık. 5-6 kişilik özel bir sınıf açılacakmış, Cumartesi etüte, Pazar da dersaneye gidecek. Pazar günleri de uyku yok bundan sonra... Hesapta SBS den sonra bu yıl ne etüt ne dersane yok, dinlen, demiştik ona. Sonra Cumartesi okul etütlerine başlattık. Şimdi Pazar da... Olmuyor işte. Herkes koşarken sen yürüyünce ipin ucu kaçıyor.

       Yazlık evin lodos sonrası kontrolunü yapmak için oraya da gittik. Asayiş berkemaldi. Komşularımı gördüm, kahve içtik, biraz oturduk. Akşam eve dönünce iki siparişim, iki yılbaşı blog çekilişi hediyem, bir de ekstra iki içten gelen hediyelerimi hazırladım.

       Yılbaşı hediyesi olarak oğluma D&R'dan kitap ve cd siparişi vermiştim. Dan Brown' un Kayıp Sembol ve Şebnem Ferah'ın yeni albümünü, kendime de Kayıp Gül' ü istemiştim. Dün kargo geldi. Oğlum evdeyken geldi, üstelik o teslim aldı kargoyu. Anladı tabii, sürprizi kaçtı. Bari içini açma, yılbaşı akşamı açarsın, dedim. Olur, dedi ama kurtlandı. Sonra Kayıp Sembol' ü mü aldın? dedi. Bildin, dedim. Şebnem Ferah' ın albümünü mü aldın? dedi. Bildin ama nasıl? dedim. Kayıp Sembol' ü istediğimi biliyordun. Eh bir haftadır da Şebnem Ferah yeni albüm çıkarmış diye sayıklayıp duruyorsun, :) dedi. E hadi aç o zaman da rahatla,dedim. Açtı...Hediye paketi yapılmış, iyi-güzel... İçinden çıkar çıkar bitmeyen bir sürü kitap... E biz 2 kitap istemiştik, bunlar hediye sanırım, dedim. Diğer kitaplar da Elif Şafak' ın Aşk ve Sunay Akın'ın Ay Hırsızı' ydı. Biz öyle kalakaldık. Cd paketten çıkmadı. Benim tepem attı. Ya bekleyip yılbaşında açsaydık, dedim. Hemen müşteri hizmetlerini aradım. Faturayla birlikte geri gönderin, dediler. Yarın yollayacağım. Çocuğumun hevesi kursağında kaldı.

            Bu arada 10 Marifet' ten tanıştığımız ilginç tasarımlarıyla ünlü Methods,   Blogcu Defteri adında yeni bir blog daha açmış ve bu yazısında benden bahsetmiş. Pek mutlu oldum, sağolsun, hayırlı olsun.
Bu onun favorim olan çalışmalarından biri...

    

10 Aralık 2009 Perşembe

Sevgili Günlük- İhmal Ettim Seni

       Ara vermeler, boyunluklar (daha bitmedi) derken ne zamandır "sevgili günlük"  postlarımı yazamadım. Bu arada çok şey oldu.

       Geçen Cumartesi ailemizin ilk kız torununun erkek arkadaşının ailesi tanışma yemeğine geldiler. Güzel, sıcak bir akşamdı. Önümüzdeki günlerde nişan olabilir ve ben ne giysem derdine düştüm bile. Çok sıkışmadan birşeyler yapmam lazım.

(Görselin ana kaynağını bulamadım. Hep benim gibi kullananlar çıkıyor)

       Oğlumun ilk sınavları bitmek, ikinciler başlamak üzere ve hayatımızda ondan görmediğimiz notlar alıyor. Hiçbir zaman notla korkutup, ölçmediğimiz için rahat rahat söylüyor ve biz bu arada dengeyi kurmakta zorlanıyoruz. Çok mu rahatız, daha sıkmalı mıyız? Sıksak daha ne yapabilir? Yemek sonrası hemen odasına geçip, istikrarlı bir şekilde ders çalışıyor, bu yıl tekrar olayının önemini idrak etti, her akşam düzenli tekrar yapıyor. Özellikle İngilizce. Gerçekten de İngilizcesi çok iyi, çok fark attı. En azından geçen 3 yıl speaking dersi almış olmalarına rağmen telaffuz güzel fakat konuşması bu kadar akıcı değildi. Şimdi konuşma dilinde de çok ilerleme var. Fen Bilgisi bugüne kadar süperdi, bu yıl Fizik-Kimya-Biyoloji ayrılınca biraz bocaladı. Ondan kaynaklanan bir hayal kırıklığı var. Türkçesi çok iyiydi, fakat bu yıl Edebiyat dersiyle karşılaşınca hiç hoşlanmadı. Geçenki sınava birlikte çalıştık. Ben bilgilerimi tazelemenin sevincini, hazzını duydum edebi sanatları çalışırken, o da "hayatta bunların bana ne faydası olacak", diye köpürdü durdu.

       O ara aklıma geldi de; üniversitede vizelerin en şiddetli, peşpeşe, yıkıcı dalgaları zamanlarında ben kütüphaneye kapanır, Fuzuli' nin beyitlerine dalar, o da yetmezmiş gibi beğendiğim beyitleri deftere geçirir, o da yetmezmiş gibi kitapları yüklenip eve taşır, sabahlara kadar okurdum. Aşık falan da değildim oysa. Başka birşeydi o... Ertesi gün herkes çalışmış olduğu halde yusuf yusuf vizeye girerken, ben şiirler, beyitler okuyup onları sinir eder, onlardan daha iyi ve zorlanmadan geçirirdim sınavları. Bir büyüsü olmalı edebiyatın...

       Şehit haberleriyle yıkıldığımız o günün akşamı gelen bir telefonla daha da üzüldük. Burada tanıdığımız bir ailenin 22 yaşındaki oğlu ve yanında aynı yaşlardaki iki arkadaşı daha trafik kazası geçirmişler. İki genç vefat etti, diğeri de yoğun bakımda ve pek iyi değilmiş. Şehit haberlerinin üzerine bu...

       Ben ölümlerde ölenlerden çok geride kalanlara üzülürüm. Ölenin zaten ölümüne üzülmek gibi bir durumu yoktur, o başka aleme, önündeki ikinci hayatını beklemeye gitmiştir. Oysa kalan için özlemek nasıl tarifsiz ve çaresiz bir acıdır. Hele ki bir anne nasıl yaşar bu duyguyla. Allah kimseye evlat acısı göstermesin, çok üzüldük, çok.

       Dün akşam yarım kalan boyunluklarımı tamamladım. Gri ve ekoseli bir seri geliyor yakında... Sonrası ne zamandır aklımda olan ve malzemelrini de daha önce aldığım, sürpriz bir çalışma yaptım. Oldukça geç başladım ona. Oğlum iyi geceler demek için geldiğinde yeni başlamıştım, oradan biliyorum. Yoksa çalışırken saat kavramını unutuyorum, zaten unutmak istiyorum kasılmamak için. Bitirip diğer odaya geldiğimde saat 1.30 olmuştu ve mutlu ve gururluydum :)

       Bugüne yetişmesi gereken bir kapı süsü siparişim var. Son çayımı da içip ona başlayacağım.
Size de bana da kolay gelsin.

      

21 Ekim 2009 Çarşamba

Sevgili Günlük- Seçmeler...

       Hafta sonu annemlere mangala gittik. Annemle babamın da 40. evlilik yıldönümleriydi. Biz orada olduğumuz için çıkamadılar tabii :) Babam, "olsun hanım, ben de seni yarın yemeğe götürürüm", dedi, bize nispet yaparcasına. Hepimiz oradaydık. Erkek kardeşim de gelmişti. Güldük, eğlendik...

Bu sözü unutan ben, dün akşam üzeri annemleri aradım. Sonra yine aradım, yine aradım, evde yoktular. Cepten arayacaktım ki aklıma yemeğe çıkmış olabilecekleri geldi. Oğluma bu tahminimi söyleyince, bu ara sık sık hastalanan anneannesi ve dedesi için, " aman acile gitmiş olmasınlar da" deyip, içime kurt düşürdü. O arada kardeşim aradı, annemlerin yemeğe çıktıklarını teyit etti, ben de "ohh" dedim.

       Biz onlara bir sürü romantik yer tavsiye etmiştik. Annem babama ben gezmek istiyorum deyince, alışveriş merkezine gitmişler. Yapı market gezmişler :) Sultanahmet Köftecisi'nin romantik  :) ortamında babam anneme tektaş hediye etmiş. Geçen anneler gününde babamın aldığı yüzüğü kaybedip, ona hala söyleyemeyen annem, bunun acısıyla "bunu yapmayacaktın", demiş. Babam da annemin bu sürprize bayıldığını düşünerek gurur olmuş.
(Babacım blogumu okumuyorsundur umarım.)

       Neyse hafta sonu Ada' yla bol bol oyun oynadık. Oyunu bizzat rol alarak oynamayı çok seviyor. Sen şimdi şusun, şimdi busun denildiğinde, anında rolden role giriyor. Hayal gücü çok geniş, şimdiki tüm çocuklar gibi. O kadar güzel rolüne adapte oluyor ki, ondaki heyecanı gördüğümde içim kımıl kımıl oluyor. Ne güzel şey çocuk olmak. Ne güzel şey Ada' nın teyzesi olmak. Artık büyük tuvaletini de sorunsuz yapabiliyor. 3-4 gün saklıyordu, kakasından korkuyordu. İki haftadır normal insanlar gibi vaktinde ve tuvalete yapabiliyor. Bu alışkanlığın tam kreşe başlamasıyla eş zamanlı edinilmesi de ayrıca sevindirdi hepimizi.

       Neyse işte hafta sonu Ada'yla masal oynadık. Masal oynarken o masalı tiyatro şeklinde oynuyoruz ve bu onun çok hoşuna gidiyor. Geçen sefer onun deyimiyle "Kalpli Kurttan (kötü kalpli kurt) Kaçan 3 Küçük Civcivi" oynamıştık. En hoşuna giden civcivlerin evlerinin yıkılması olayıydı. Yerlere yattı gülmekten. Sonunda kurt bacadan girip kaynar suya düştüğünde, "artık arkadaş olalım, yeme bizi, kurdu öpelim" diye olayı mutlu sona bağladı kendiliğinden. :)

       Bu seferki masalımız Hansel ve Gretel' di. Berkehan oduncu babamızdı. Ada Hansel, ben de Gretel'dim. Ebru (Ada'nın annesi-kardeşim) karşı koltukta Naz'ın yemeğini yediriyor, Naz gözlerini kocaman açmış bizi izliyordu. Oduncu babamız odunlarını keserken, biz Hansel' le sarılıp uykuya daldık. Oduncu babamız saklandı ve ben telaşla uyanıp "Hansel uyan uyan babamız yok" diyerek onu uyandırdım. Ada etrafına müthiş heyecanla bakıp, annesini gözüne kestirip sevinçle bağırdı:

"OLSUN ANNEMİZ VAR" :) :) :)

       Hepimiz koptuk, yerlere yattık. Bu sahneyi defalarca oynayıp, odadaki anneyi, babayı, dayıyı vs... gelen geçeni binbir güçlükle yok sayıp, nihayet pastadan, çikolatadan yapılma evin içine girip, cadı kadına kendimizi kafese kilitlettik. Babamız bizi kurtarmaya geldi ama Ada inatla kafesten ve pastadan evden çıkmak istemedi :) Bu masal da bu şekilde bitti. :)

HAMDİCİK :)

       Geçenlerde aldığım bilekliği görünce oğlum, "aaaaaa hamdicikli kolyenle takım olmuş", dedi. "Hönkkk" diye kaldım. Sonradan anlaşıldı ki, 2 yıl önce eşimin aldığı yusufçuklu  kolyeden bahsediyormuş.
Hamdicik = Yusufçukmuş yani :)
(Bu arada oğlum 14 yaşında :) )

9 Ekim 2009 Cuma

Sevgili Günlük- Sonbahar Delirtiyor Beni Uleeeyn :)

       Gittim geldim, taslaklarımdan birini yollayayım, dedim. Hiçbirini beğenmedim. Dün deli gibi alışveriş yaptım. Saçlarımı annemin deyimiyle "Ali gibi" kestirmek istiyorum. Hiçbirşeye elimi sürmek istemiyorum. Ev işleri zulüm oldu. Baştan savma yemekler yapıyorum (inadına bir de güzel oluyorlar)... Etrafımdakilere sarıp duruyorum.
  Dün Swatch'tan yüzük siparişi verecektim, onların ölçüleri normal yüzük ölçüleri gibi değil. Sitede verilen PDF yüzük ölçü şeridini yazdırmak için oğlumun bilgisayarını açtım. Yazıcı ona bağlı çünkü. Bilgisayarına şifre koymuş. Çıldırdım. Netbooka bağladım, cdsini istiyor, cd de öbür evde. Sonuçta işimi göremedim ve bu daha önemli bir iş te olabilirdi.

       Geçenlerde bunu görüp kibarca uyarmıştım. Kendi kendime karşımda o varmış gibi kavga ettim. Bütün kabloları söktüm. Duvar stickerı yapmak için bir haftadır misafir yatak odasındaki yatağı işgal eden, bir haftadır siyah yapışkanlı kağıt tarafından alınmadığı için orada bekleyen puzzle şeklindeki çıktıları düzensizce topladım. Hızımı alamadım. İnternetten basketbol topu vs... siparişi vermiştik, o siparişi iptal ettirdim. Eşimin ablası aradı, ona döktüm içimi. "O delikanlı artık, sakin ol, anlayışlı ol", dedi. O delikanlı hatırlarsa o bilgisayarı ona doğum gününde ben önayak olup aldırmıştım. Yoksa evimizde işini görecek laptop vardı. Çok ağrıma gitti. Birşey yaptığını düşündüğümden değil, her zaman olduğu gibi olmadığı için, bu davranışı ondan beklemediğim için çok üzüldüm. Biz onunla arkadaş gibiyiz. Herşeyini anlatır, bilirim. Onun bilgisayarına da kırk yılda bir işim düşerse otururum. Bu şifre benden başka kime konulmuş olacaktı ki...




      Bu sabah okula giderken

       O hızla iki katı da süpürüp, toz aldım. Süpürgenin sesine sığınıp bağıra bağıra söylendim. Baktım hırsım geçecek gibi değil, yoldan geçen komşumu zorla kahve içmeye çağırdım. Konuşunca biraz yatıştım. Tamam ergenlik falan ama bu bana yapılmış saygısızlık, savaş ilanı gibi birşey.

       Onun geliş saatinde evde olmayayım istedim. Dikiş makinası siparişi vermiştim. Netten ileri vadeli havale yapıp hesabıma para yatırayım, diye çıktım. Parayı yatırıp kuyumcuya girdim. Eşim bayramda elini öpünce hep para verir :) Bu bayram harçlığıma zam yapmış. Eh dükkanı da kapattık malum. Onunla kendime spor bir bileklik aldım. Gümüşçüden de üç tane yüzük aldım. Hepsini takıp eve dönmek istedim, bileklik te dahil hepsi küçültülecek olduğundan takamadan döndüm. Markete uğradım. Yolda komşum arayıp çaya çağırdı. Yürüyeyim, açılayım düşüncesiyle yürüyerek eve döndüm. Hava da pek sıcakmış. Evde anlaşılmıyor.


Yüzüklerimi aldım, kırmızı olan mercan. Bilekliğim de kırmızılı ama o Pazartesi gelecekmiş.

       Sakinleşince "fazla mı abarttım" diye düşündüm. "Yok yok haketti", dedim. "Pişman olmayacağım", dedim. Ben öyle kendisinden birşey saklanacak annelerden değildim. Kaldı ki birşey sakladığından değil, büyüdü ya; hava olsun diye şifre koyduğundan adım gibi eminim.

       Komşuya geçerken anahtarı da aldım. Anahtarını almamış giderken, kapıda kalsın, istedim. Komşuda iki ev ötede zaten. Baktım cepten arıyor. Yedek anahtarı varmış, eve girmiş.

      Eve gelince konuşmak için babasını bekleme niyetindeydim ama, dağıttığım-topladığım ortamı görüp sorular sorunca patladım. Beklemedeyken virüs girermiş te, falan da filan da... "Bundan sonra bilgisayarı açamayacağın için virüs te giremeyecek, rahat ol", dedim. O ara Bıdığı gezdirme bahanesiyle evden yokoldu. Babasıyla birlikte içeri girdi. Ona da daha kapıda "oğlun bilgisayarına şifre koymuş, sence bir insan bunu neden yapar" dedim. O da "oğlum sen işadamı mısın, CIA ajanı mısın, banka hesaplarına mı girilmesinden korkuyorsun?" dedi. "Bu evde bilgisayar kilitlendiğini gördün mü hiç, lüzumsuz işleri bırak" dedi. Arkasından da hemen "dersler nasıldı? " dedi. Ben iki saat yırtındım, hala da bıraksalar devam edebilirim. Adam iki cümleyle bitirdi işi. Hatta normal hayata geçiş bile yaptı.

       Akşamdan beri kedi gibi. Bir süre bilgisayarı açamayacağı için bu postu tazeyken okuyamayacak. Okuduğunda da olay soğuduğu için kesin benimle dalga geçecek :)

       Hala saçlarımı kestirmek konusunda kararlıyım. Zaten bu mevsimde herşey isyankar. Saçlarım bile laf dinlemiyor. Havadan mı, benden mi bilmem ne yapsam diken diken elektriklenmiş şekilde duruyor. Gitsin, bitsin şu sonbahar hayırlısıyla. Off daha kasım kasım kasılan Kasım var önümüzde. Naz'ın ilk doğum günü Kasım'da. Onun dışında Kasım ayında bildim bileli iyi birşey olmadı... Hayatımın en verimsiz dönemleri. Kış uykusuna yatmak olsa da yatsam Nisan' da uyansam. Bu mevsimi sevenlere hayretler ediyorum. Bu önyargımı değiştirecek mucizeler istiyorum. Kaşınmayayım; Allah'ıma çok şükür sağlık, sıhhat herşey yolunda da, elimde değil içim daralıyor.

    Dün Paramarka'dan mail gelmiş. Kazanan belli oldu diye. Oylama sürecinde, önceki yazımın yorumlarında ve 10 Marifette sağolun bana çok destek oldunuz. İnanın katıldığım hiçbir yarışmada benim için ödül ön planda olmadı, eğlencesine katıldım ve gerçekten her zaman hakedene layık görürüm başarıyı ve kalbimi hep temiz tuttum. Haketmediğim bir başarıyı taşıyabilecek kadar geniş te değilim. Kazanan eser aşağıdaki foto. Amaç oy çokluğuyla kazanmaktı. Arkadaş ta tasarlamaya değil, oy toplamaya çalışmış. Düzen böyleyse o da düzene uymuş, kendisinin suçu yok aslında. İşleyiş adaletsiz. Herkes tasarımcı olamaz, bazen çok basit, emeksiz  işler bile verdikleri mesaj sayesinde tutulurlar. Ben çok uğraştım ama  ne tasarım, ne de mesaj göremedim bu çalışmada.


        Benim çalışmalarımı görmeyenler için de burada yazmıştım. Videoyu mutlaka izleyin, derim. Çok severek çalıştım. Ben eğlendim, sonuç ne olursa olsun :)

16 Eylül 2009 Çarşamba

Ten-Ten


 
Bu tabloyu oğlum geçen yıl Teknoloji -Tasarım dersinde yapmıştı. Bez tuval üzerine önce tüp şeklindeki rölyef macunuyla desenler çizip, kuruyunca boyamıştı. Böylece kendinden çerçeveli bir tuval ortaya çıktı. Sonrasında en sevdiği kahramanın kitaplarından birinden fotokopi çektirip orta kısma beraber yapıştırdık. Kağıt olan kısım ortayı tam kaplamıyordu. (Dikkatli bakarsanız kağıdın sınırlarının kabarıklığı belli oluyor) Kenarlarını boyayarak tamamladım, çöldeki ayak izlerini ve çerçeve kısmındaki eskitmeleri yaptım. Teknoloji-Tasarım dersi, yardım etmeyi en sevdiğim derslerden biri :)


Sağ alt köşede oğlumun imzası var.

13 Ağustos 2009 Perşembe

Sevgili Günlük- Yaramaz Günlük...

Çok suçluluk duyuyorum nedense... Hatta bir de suçluluk duymamdan ötürü de suçluluk duyuyorum kendime karşı. Blogum yemek blogu olma yoluna doğru gidiyor, hadi bunu geçtim iştahım bir açıldı sanırım 2 kilo almışımdır son bir haftada. Yemeyeceğim derken sürekli birşeyler yer buluyorum kendimi. Zaten 2 aydır pilatesi de bıraktım. 10-15 dk.lık birkaç sırt ve karın egsersizi dışında eskisi gibi aşkla, devamlı yapamıyorum. Hele topu, lastiği,matı ortadan bile kaldırdım. Halıda ya da yatakta birkaç nefes, sırtımı açıp bitiriyorum. Karnım hep içeride ama hala :) Sanırım uyurken bile içeride, buna çok seviniyorum işte... Neyse pilates konuşmak, yazmak yapmaktan kolay ya lafım bitmez, burada keseyim. Fotoğraf makinam hobi odamdan indi heeep mutfakta durur oldu. Yaptıklarımı yayınlamaya bile üşeniyorum. Kış gelse de eskiye dönsem diye düşünmekteyim hatta. Hayat lay lay loom geçer oldu. Oysa bana böylesi yaramıyor. Cuma sabahı yola çıkacağız. Bir dünya işim var. Bu sene geç kaldık rezervasyona 5 günlük yer bulduk. 5 ile 7 gün arasında çok fark varmış gibi hissedip valiz hazırlamayı bile son güne bıraktım. Amaaan 5 gün nasılsa, dedim herhalde. Eskiden olsa bir hafta kala valizleri ortaya çıkarır, gelip geçerken doldurururdum içini. Ya ben yılların birikimiyle pratik valiz hazırlamayı öğrendim ya da 5 gün dediğin nedir ki 5 dk.da geçer mantığıyla sallanıp duruyorum. 3 gündür dip boyatmaya gideceğim diyor bahçede çay içer buluyorum kendimi. Yarın artık son gündür, mecburen gideceğim. Tatil alışverişi bile yapmadım bu sefer. Bundan eşim karlı çıktı sanırım. Bugün oğlum mayosunu giydi, aaaaaa boxer kadar kalmış koca mayo. Çocuk büyümüş. Artık yoldan falan alırız yeni bir tane dedik. Terliklerini giydi evvelki gün, daha doğrusu giyemedi. 39 numaraymış, geçen yılki terlikleri. Şimdi 41-42 giyiyor.
Dün ona terlik aldık, ben de dayanamayıp yine bir ayakkabı aldım, pek sevdim, rengarenk, cıvıltılı birşey. Dün burada biryere ev makarnası, katlama siparişi vermiştik. Bu akşamüstü geldi siparişler. Hayatımda o kadar katlamayı birarada görmemiştim. Kayınvalideme, komşuya, anneme, vs... böldüm hala çoklar. Makarnayı tatile giderken serip bırakacağım. Gelinceye kadar kurur. Yemekten sonra çıkıp makarna için bez torba diktim. Keçelerimi aldım, kestim, biçtim, tam dikerken yürüyüşe çağırdılar. Yine şeytana uyup, ardımda garip garip bırakıp gittim cicilerimi ve yayıntılarımı. Yarın akşam fırsat bulursam annemleri görmek te istiyorum. 1 haftadır Bodrum'daydılar. Biz de gidersek kaç gündür görememiş olacağım. Giderken kaza da yapmışlar zaten, neyse ki maddi hasar dışında birşey yok ama ödleri kopmuş.
Şimdi ben bunları niye yazıyorum? Kime ne faydası var? deyip, postu yollamaktan vazgeçebilirim çoğu zaman yaptığım gibi. Olsun Sevgili Günlük ben sana eskiden olduğu gibi kalemle yazıyorum farzet, ben öyle farzedip rahatlıyorum günlük rapor verince. Defteri kapatıp, canım sıkıldıkça açıp açıp okumak çok güzel oluyor ya sonra, ondan işte bu yazış merakım biraz da. Kaynak Eeeee ben bu postta keçe aksesuarlarımı ya da geyik sütü mantarımı ya da kendi yaptığım peçete halkalarımı yazacaktım. Bak yine beni baştan çıkardın Pek Sevgili ve Yaramaz Günlük... Kaynak

8 Temmuz 2009 Çarşamba

Bıdık'ın Kulübesi...

Bıdık'ı nihayet geçen ay bu eve getirebildik. İkiz komşumuz oğluma diploma hediyesi kulübe yaptı. Oğlum da boyadı. Kırmızı olmasını o istedi.
Kapısına deriden kemik şekli kesip, yapıştırdım. Yapıştırırken merakla koklayıp, bacaklarıma dolandığı için tam ortalayamamışım. Şömineden kalan bir tahta parçasına ismini yazıp; pati, kemik ve Bıdık figürü çizerek süsledim. Matkapla iki delik açıp ip geçirdim ve bir çiviyle kulübeye astım.
İlk geldiği akşam sabaha kadar uyutmadı bizi. Herkesi yabancıladığı için havlayıp durdu. Biz de korkmasın diye verandada sabahladık. Sitede sabah beşten sonra yürüyenler, koşanlar çok. Onlara sinir oldu. Her turda deli gibi havladı. Sabahın köründe o hızla internetten havlama önleyici tasma siparişi verdim. Fakat kullanmaya gerek kalmadı. Çok ta üzüldük. Böyle devam ederse öbür eve geri göndermek zorunda kalacaktık, kimseyi rahatsız etmemesi için. Fakat komşularımız çok hayvanseverler. Kedi, kuş, kirpi, ne varsa gönüllü besliyorlar. Anlayışları ve sevecenlikleri sayesinde Bıdık ikinci akşam çıt çıkarmadan uyudu. Şu an tek anlaşamadığı ısırdığı bekçi (diğer bekçiyi çok seviyor), bir de malesef kulübesini yapan komşumuz. Yese doymayacak o ikisini. Çocuklarla arasıysa süper. Erkeklere temkinli, güzel kızlara hiç ses çıkarmıyor. Söylemesi ayıp, örtülü bayanları da pek sevmiyor. Eşim "bu bizim Bıdık, genelkurmaydan sanırım" diye espri yapıyor hatta :)
Bıdık yeni evinde pek bir mutlu. Her on dakikada bir hayranlarından biri-birkaçı gelip mıncıklıyor. Fakat bu arada geçenlerde biz evde yokken bekçiyi dizinden ve kolundan ısırmış. Oysa ki hiç saldırgan değildi. Üstelik zinciri de bağlıydı. Çocuklar bekçimizin onuel ve ayak hareketleriyle kızdırdığını söyledi, gerçekten de ne yaparsa yapsın tüm köpekler ondan nefret ediyor nedense. Daha önce de siteden başka bir köpek ısırmıştı onu... Bıdık el çırpılmasından ve ellerin aşağı-yukarı sallanmasından, ayakların ona doğru sallanmasından, yere vurulmasından nefret ediyor. Yukarıdaki foto bugüne ait. Yıkanmış, tıraş edilmiş, taranmış halde, çapkın çapkın da bakmış :)
Minderde yatmaya bu kış çok soğuklarda alıştı. Kulübesine ne koysak sabahı parça pincik edilmiş dışarı atılmış görüyorduk. Yeni eve yeni minder yapayım, dedim. Perdeci gelirken storları fermuarlı kılıflarla getirmişti. Birini kare şeklinde kesip içini elyaf doldurdum. Açık kısmı diktim. Yeni fakat kullanmadığımız bir kilimle kapladım. Kilimi normal kılıf gibi dört tarafından dikmedim. Hediye paketi yapar gibi kaplayıp, iki ucundan diktim. Daha pratik oldu.
Sıcakta taşta uyumayı çok seviyor. Verandaya çıkması yasak olduğundan, şimşirlerin arasından sokulup, taşa başını koymuş beni izlerken :)
Hamiş:
Yukarıdaki bahsettiğim http://www.juenpetmarket.com 'dan ilk kez alışveriş yaptım. Tasmayla birlikte tüy açıcı tarak ta sipariş vermiştim. İkinci gün öğlende elime geçti. Üstelik bir paket te hediye ödül kemiği yollamışlar. Çok memnun kaldım. Tavsiye ederim.

6 Temmuz 2009 Pazartesi

Winnie The Pooh Pike Takımı...

7 yıl önce oğlumun sünneti için dikmiştim bu pike takımını. Sünnet için annelerin yaldızlı, süslü yatak takımları hazırlamasına oldum olası karşıyım. Çocuklar ne anlar, ne kadar hoşlanır o abartılı, gösterişli yatak süslemelerinden... Fotoğraf çekmek için serdiğim yatağın üzerinde öylesine bir ütü sürdüm güzel görünsün diye. Kenardaki kırışıklıklar için kusurabakmayın artık. Bu sıcakta ütü hiç çekilmiyor. :)
Birçok yerde görmüşsünüzdür. O zamanlar yeni çıkmıştı Taç'ın çocuk tülleri. Cibinliği için almıştım bu tülü. Yıkanmış pikeye tülü aplike tekniğiyle çalıştım.
Cibinlikten kalan tülün figürlerinin etrafından 1 cm. kadar paylı kesip ipek tela yapıştırdım.
Zig-zag dikişle etrafından geçip, nakış makasıyla fazla kısımları kestim.
Pike kenar temizlemelerinde ve yastık ve çarşafının kenarlarında çeşitli enlerde yeşil ve beyaz saten kurdela kullandım. Yastığı düz renk yeşil çalıştım. Kenar kısmına 3 cm. eninde beyaz ve üzerine 1 cm. eninde yeşil saten kurdela geçirdim.
Oğlum daha sonraki yıllarda da severek kullandı bu takımı. Artık büyüdü, düz renk ve sade şeyler seviyor. Bugün fotoğraf çekmek için ortaya çıkardığımda kullanması için çıkardım sanıp korktu :)

2 Temmuz 2009 Perşembe

Kukuleta + Robdöşambre



       Hesapladım; yaklaşık 7 yıl önce dikmiştim bu cicileri. Oğlum en azından 4 yıl giydi. İlk diktiğimde yerlere kadardı boyu. Sonra diz altına gelmeye başladı. Artık enden olmayınca, eh biraz da büyüme havalarına girince giymeyi bırakmıştı. Şimdi Ada'nın birkaç yıl daha büyümesini bekliyor dolapta. Hala yeni gibi duruyor.

       İnce polar kumaştan kruvaze kesim yaparak, dikmiştim. Bir de kukuleta diktim kalan kumaşla. Sabah kalkınca, akşam yatmadan önce çok severek giyerdi oğlum. Çok ta yakışıyordu. Sabah kalkınca beceriksizce giyip 7 cücelerin "sevimlisi" gibi gelirdi yanımıza. Özledim o günlerini. Bunlarla çok fotoğrafı vardı aslında ama eski bilgisayarımızla birlikte tarih oldular.
       Polar dikenleriniz bilir, elde dikmek çok zordur ama makina dikişine ve ütüye çok güzel gelir, kolay şekil alır, esnetme-yedirme kolay uygulanır. Daha dayanıklı olmasını isterseniz, zig-zag dikiş uygundur. Ben bu takımı kalıpsız kesmiştim hatta... Kendime de düz kırmızısını dikmiştim. Onu da yıllardır kullanıyorum. Sıcak yatağınızdan üşüyerek kalkıp giydiğinizde o anda sıcacık sarar vücudunuzu. Gerçi bu sıcaklarda hayal etmesi bile korkunç biliyorum ama yazlık bir kumaşla da uygulanabilir.
       Aynı modelden kendime bir de yazlık sabahlık dikmiştim. Sabahlıktan çok namaz kılarken kullanıyorum. Namaz kılarken özellikle daha derli toplu, şık olunması gerektiğini düşünüyorum. Eh sonuçta kimin huzuruna çıkıyoruz...

24 Haziran 2009 Çarşamba

Liseli Olduk:)

Nasıl olduğunu anlamadan ilköğretimi de bitirdik beraber. Anaokuluna ilk götürüşümüz dün gibi. Ağlayıp eve dönmek isteyişin, baban seni okula bırakıp dönerken arabanın kapısına asılıp ağlayışın ve seni atıyormuşuzcasına bizde vicdan azabı yaratışın :), her "benim annem" şarkısı söylendiğinde ağlamaların, 1. sınıfa başladığın ve ailecek okumayı öğrenişimiz, iki heceyi birbirine katıp okuyunca ve kelime üretince ilk kez konuşuyormuşçasına sevincimiz, hepsi dün gibi. Eşek kadar oldun. Boyun beni sanırım 10 cm. geçti, 42 numara ayakkabı giyiyorsun, en güzeli de senin küçülen kotların, eşofmanların bana oluyor. İki yıl önceki botlarını kalın çorapla giyebiliyorum ancak. Her ne kadar birzamanlar uyurken, oynarken öptüğüm minik ayakların adam ayağı olduysa, tontiş bacakların uzayıp kıldan görünmese de :) sen benim küçük fındık kurdumsun, babanın şekerparesisin hala.
Doğum günün kutlu olsun güzel oğlum... Allah yollarını hep açık etsin, güzel günler gör, güzel insanlarla karşılaş, sağlıklı, mutlu, huzurlu ve dolu dolu yaşayabileceğin kocaman bir ömrün olsun.
Mezuniyet törenimiz biri sadece 8 ve 11. sınıflara üniversitenin kongre merkezinde, diğeri tüm Sakarya Üniversitesi bünyesindeki okulların mezunlarının ve ailelerinin katıldığı stadyumda oldu. İlki daha bize özeldi, çocuklarımız tek tek isimleriyle çağırılıp sözde diplomalarını aldılar.
İkincisi çok kalabalık ve bir o kadar da coşkulu bir törenle kutlandı. Törende pop şarkıcısı ve aynı zamanda Sakarya Üniversitesinde yüksek lisans gören Özgün'ün konseri de vardı. Şarkıcı seçimi oğlum tarafından "rektör paraya kıyamamış" şeklinde yorumlandı :) Genel olarak güzel bir ortamdı.