Sayfalar

yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ocak 2011 Çarşamba

Geri Dönüşüm- Klavye ve Mouse Bilek Yastığı

        Oğlumun eskiyen klavye ve mouse bilek yastıklarını yeniledim. Bu sefer bir sweatshirtü doğradım. Tshirt ve sweatshirtler bu iş için çok pratik. Genelde önleri yazılı, resimli oluyor zaten. Bu resimli, yazılı bölgeyi kullanıyorsunuz. Yan dikişleri hiç bozmadan desenin ya da yazının istediğiniz bölümünden 18 cm. kadar genişlikte kesip uzun kenarları dikiyorsunuz. Dikişte 10 cm. kadar açıklık bırakıyorsunuz ki, sonra buradan strafor doldurabiliyorsunuz.
 Mouse yastığı için de şekildeki gibi kesim yapıp yine dikip içini dolduruyorsunuz...
Sonra da bileklerinizi konfora, ergonomiye doyuruyorsunuz :)
Daha önce yaptığım geri dönüşüm klavye ve mouse bilek yastıklarım burada

10 Mayıs 2010 Pazartesi

Sevgili Günlük- Karışık

       Bugün anneler günüydü (siz okurken dün, olacak). Bizde bugün iki elimiz kanda olsa da çok önemle kutlanır. Eşim ailenin bütün annelerine ve anne adaylarına çiçekler alır.
       Annelerimize şık saatler aldık bu sefer. İşin tuhafı erkek kardeşim de neredeyse benim aldığım modelin aynısı bir saat almış anneme. O bizden sonra geldi annemlere. Masadaki saat kutusunu görünce panikle, "bunu kim kime aldı" dedi. "Ben anneme aldım" dedim. "İyi halt ettin" dedi. "Asıl sen ettin, ben bir ay önce aldım", dedim, gülüştük. Benimki altın kaplama, onunki çelikti. Annemle dalga geçtik, sünnet çocuğu gibi oldun, diye :) Olsun birini günlük kullanırım, dedi. Annemi, babamı yemeğe götürdük. Kız kardeşim Ada'yla yurtdışında olduğu için Naz'a hafta içi bakıcı, hafta sonu da annem bakıyor. Annemi çok yorgun ve bunalmış gördüm. Yemekte Naz, aynı anda üçümüzün de üstüne kustu. Tüm gün o şekilde dolaştık ama gayet kendimizle barışıktık :)
       Bizi çok korkutan hastalığını tamamen atlatıp, Cumartesi hastaneden eve dönüp, neşesi yerine gelen kayınvalidem, bulaşık yıkarken bile takarım, bu kadar daha mı yaşayacağım, dedi. İkisi de çok beğendi hediyelerini, biz de mutlu olduk.
       Cumartesi eşim de Ankara'dan döndü. Oğlumla kenar köşe fiskoslardan sonra beraber çıktılar. Anladım, tabii. Neyse bu sefer çıkarken, sana ne alalım, diye sorup beni sinir etmediler. Gelince oğlum ısrarla, "bu akşam hediyeni verelim", dedi. Ben de ısrarla, "yarını beklemek istiyorum", dedim. O kadar heyecanlıydı ki, ısrarla ipuçları vermeye başladı. Sonunda da ağzından kaçırdı. "E getir o zaman", dedim. Yürüyüş ayakkabılarım eskimişti. Genelde Nisan ayında düzenli yürüyüşe başlarız. Bu yıl henüz başlayamadık. Eh artık ayakkabılarım da geldi.. Haftaya başlarız, sanırım :) 
       Blog Ödülleri (BÖ) sonuçlanmış. Hobi bloglarından ilk beşe kalanlardan dördü favorimdi. Birinci olan blogu pek yanımıyorum. Ben de adaydım fakat buraya BÖ butonu eklemek dışında çalışmadım. Rakiplerimin arkadaşlarım olduğu ve maddi ödül söz konusu olan yarışmalarda olayları gelişine bırakıyorum ben. Böyle daha iyi ve huzurlu hissediyorum kendimi. Evdeki 4 telefonun bile sadece ikisinden oy kullandık. Nedret abla (Neduk) iki gündür yazmayınca ödül almaya gittim sanmış. Yok vallahi, ben dün eşimi bekledim, gzel yemekler yaptım ve sonrası tüm gün bahçede çay-kahve faslındaydım :) Dün bahçede bir sürü kumaş kesip, bir sürü yo yo yaptım. Güneş çok iyi geldi ruhuma...
       Okan'da Özlem Tekin ve Elif Dağdeviren var. Özlem tekin çok kilo almış ama hala tatlılığından, doğallığından birşey kaybetmemiş. Elif Dağdeviren çok bozulmuş, saçı hiç yakışmamış. (rengi de kesimi de) Herkes bu ara saçını bu model kestiriyor ve ne yazık ki çok az kişiye yakışıyor. Eşimin tabiriyle çok paçöz bir imaj vermiş.
       Her Açıdan'da Ruhat Mengi de böyleydi sabah. Friendfreed'e yazdığımı mı gördü, evdeki söylenmelerimi mi duydu ne; o klasik hırkalarını çıkarıp dekolteli, çizgili spor bir top ve spor bir ceket giymiş ve en önemlisi gülüyordu yahu. Konu Deniz Baykal' ın skandalıydı ve aylardır, yıllardır gülmeyen Ruhat Hanım, bugün pek bir gülüyordu. Tek gülen o değildi. Seviyeli konuşmalarıyla tanıdığım, Marmara Üniversitesi Siyaset Bilimi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nurşen Mazıcı, nedense ancak içten pazarlıklı bir mahalle kadınına yakıştıracağım, açıktan değil, sinsice ve göze batmayan ve fakat benim aklımdan çıkmayan uslubuyla ne yapıp edip, Baykal'ın eşi Olcay Hanım'ın birkaç kez ısrarla adını geçirdi. Kışkırtıcı ve hoş olmayan yorumunu hiç sevmedim. Bir kadın bir kadını bu duruma düşürmemeliydi bence. Henüz doğruluğu kanıtlanmamış olsa bile, Baykal bunu yapmışsa bile (ben hiç inanamıyorum ya da canım öyle istiyor) Olcay Hanım'ın adının, o şekilde geçmesini gerektiren bir durum yaratılmamalıydı.
       Tatil molası, günlük postu girdim. Bundan sonraki postta Olfa Circle Cutter'la yazı dizimize devam...
Mutlu haftalar...

5 Mayıs 2010 Çarşamba

Sevgili Günlük-Hıdırellez 2

        Ben çok inanırım bu günün özelliğine.5 Mayıs' ı 6 Mayıs' a bağlayan akşam güle para bağlamak, yerlere veya bir kağıda dileğimizi çizmek ya da maketini yapmak, taze soğan saplarını bağlamak gibi ritüelleri coşkuyla yerine getiririz. Eskiden ateşten de atlardık. Komşunun 4 adet taze soğanını günler öncesinden reserve ettim bile :) Yarın bağlayacağım... Bu soğanlar hep doğruyu söylüyor. Yıllardır bebek için bağlarım, hiç uzadığını görmedim. 3-4 yıldır bebek istemeyi bıraktım, küstüm bu dileğime. Diğer dileklerim uzar, o yerinde sayar. Geçen yıl SBS için bağladığımız tuttu ve oğlum Anadolu Lisesi'ni kazandı.
       Haftalar öncesinden, arkadaşlarla Perşembe günü bir yerlere gitmeyi planladık. Hatta ilk olarak piknik-mangal yapmayı düşündük. Sonra  uğraşmayalım, yemeğe gidelim, dedik. Yazıyı yazdığım saatlerde henüz kesinleşmemiş olmakla birlikte, bir yemeli içmeli kutlama olacağı kesin gibi :)
       Bugün arkadaşlarımla Hıdırellezi konuşurken, biri çantasından geçen sene yazdığı dilek listesini çıkardı. Ferman gibi birşeydi. İstemedik birşey bırakmamış, dünyada cennet gibi... Kızdık ona, senin yüzünden Hızır A.S. bize gelmeye fırsat bulamayacak diye :) 
       Geçen yılki Hıdırellez yazım burada, yorumları tekrar okudum az önce. Bence siz de okuyun :)
Türk Wikipedia'sı Vikipedi bakın ne kapsamlı yazmış konu hakkında...

Güncelleme: Taze soğan olayını sormuşsunuz. Link verdiğim geçen yılki yazımda yazıyor. Oradan okuyabilirsiniz.

8 Nisan 2010 Perşembe

Ada'ya Keçe Baykuş ve Son Durum Raporu...

       Yeğenim Ada, baykuşlardan küçüklüğünden beri çok korkuyor. Özellikle gece duyduğu baykuş sesleri buna sebep oldu sanırım. Yapı olarak ta sebebini bilmediği seslere karşı hep tedirgin. Baykuşun görüntüsüyle sesi pekişince korkusu daha da arttı. Ağaçta canlısını da görmüş çünkü.

       Hep aklımdaydı ona baykuş yapmak. Annesi ve babası vize işlemleri içim İstanbul'a gidince Ada da Pazartesi akşamından beri bizdeydi. Salı sabahı kahvaltıdan sonra, karıştırmaya bayıldığı çalışma odama girdik. Takı penselerine "küçük tamirler" diyor. O küçük tamirlerle oynarken ben de ona bu baykuşu diktim. Arada bana yardım etti. Kanadının elyafını o doldurdu minik elleriyle. Gövdeye yapışacak kareleri yapıştırmama yardım etti. Silikon tabancasını o kullandı. Renk seçimi ona ait. Mor ve kapalı maviyi(koyu mavi) çok seviyor. Yaptığımız andan beri baykuşuyla yatıp kalkıyor, konuşuyor.

       El becerisi 15 yaşındaki oğlumdan neredeyse daha fazla. Makası çok güzel kullanıyor. Alet çantasının içindeki aletlere çok kıymetli bir mücevhere dokunur gibi dokunuyor ve bakıyor. Yapı marketlerin broşürlerini saatlerce elinden düşürmüyor. Bir de küçüklüğünden beri benim pilates topumla aşk yaşıyor. Onlara gidince ya da telefonda resmen topun halini hatırını soruyor. Bu gelişinde onu nasıl patlatabileceği konusunda yaratıcı önerilerde bulundu. Yazlık ev için, "öbür eve giderken topunu götürmeyi unutma", dedi. Giderken de kulağıma, "bir dahaki gelişimde topunu indirebilir miyim?" diye sordu. Koca gözlü, mis kokulu, akıllı bıdığım benim. Gider gitmez özledik onu. 

       Sabahın 7 sinde "günaydın teyzeee" diyen capcanlı sesini, gülen yüzünü, playboy pijamalarını gözüm arayacak yarın sabah. Bu gelişinde abisinin odasında, karşısında yattı, havalara girdi ben de abi oldum, diye...

       Bu akşam aldılar Adacığımı. Ev bomboş kaldı. Eve gider gitmez telefon etti. Unuttuğu bazı oyuncakları için ağladı, sızladı.
Fotoğraflar dün sabaha ait... Baykuşumuz tam bir günlükkken :)

        Dün o öğlen uykusunu uyurken Etsy siparişlerime başladım. İki gün arayla Amerika'ya satılan kuşlu nazarlıklarımın biri baby shower hediyesi olacakmış. Bir kız bebeğin odasını süsleyecekmiş.
       Cuma gününden beri yatılı misafirlerim vardı. Pazartesi gittiler. Alttaki tombul şeker eve mis kokularını bırakıp gitti. Onlar gitti Ada geldi hatta. Hamile kolyesi ve bebek odası yazılarımda bahsettiğim kuzenim bendeydi.Fotoğraf  işte o zaman beklediğimiz Arda'mıza ait. Ona bir kez ben banyo yaptırdım. Çok özlemişim bebek banyosunu. Suyu da çok seviyor. Orada yüzme kursuna gidiyormuş bu şahsiyet :) Henüz 5 aylık...
       Bu aralar internette az zaman geçirip daha çok kitap okumaya gayret ediyorum. Okunacaklar birikti. Oğlum kızıyor bana. Bu aralar hiç kitap okumuyorsun, diye... Hep ben ona derdim, intikam alıyor sanırım :) Pazartesi günü kuaföre gittim. Genelde benim boya faslım 3-3,5 saat sürüyor. Organik boya ve zor kapanan beyazlar söz konusu olunca gelin saçı yaptıracak kadar bekliyorum.(Bu eşimin tanımı) Bu sefer kitabımla girdim. Hiç canım sıkılmadı. Yoksa kuaförde beklemek bana zulüm geliyor.
Benden 5-6 günlük rapor... Çarşamba gecesi taslak hazırladım. Siz Perşembe sabahından itibaren okuyacaksınız..

2 Eylül 2009 Çarşamba

Polimer Kil Tasmalar...

 

Yazacak çok şey var ama dolunay var, gerginim biraz. Yani ne bileyim suçu dolunaya atmak işime geliyor, başka birşey yok çünkü. Iyyyk Yaprak Dökümü de başladı. Eve negatif enerji bastı yine... Herkes dışarıda ben hiç adetim değilken oturmuş tv. yi de açmışım. Az önce tatlı almaya eşim içeri geldi, şok oldu. Televizyon mu izliyorsun? dedi. Yok dinliyorum, dedim. Saat 23:00 de rutin yürüyüşümüz var. O zamana kadar bir post yazayım, dedim.
Eh şimdi bu takıların altına bu yazı da ne ola, demeyin. Oldu işte. Bunlar da eski. Çok severek onlarca yapmıştım her renginden. Küpeleri de vardı ama sitem açılmıyor, fotolar da diğer laptopta. Aynı modellerin minyatürlerini hayal edin, küpeler de öyleydi işte. Bunları da 10 marifetten arakladım :) 


  
İlk iki fotoğrafta boyun ve bileklik kısmını 0,30 mm.lik teli 10-12 kat yaparak elimle hafifçe burdum. Sonra zig-zag kıvrımlarını yine elimle yaptım. Bu aşama pek zevkliydi, ahh eski günler.

Tabii bu aşamadan önce polimer kil çiçekleri hazırladım. Makinayla çok ince olmamak kaydıyla şerit olarak açtığım hamurları uzun üçgenler şeklinde kestim. (İlk yaptığım çok ince olmuştu, kısa zamanda kırılınca daha sonrakileri bir numara daha kalın açtım.) Üçgen parçaları biraraya getiririp, ortalarına gördüğünüz yuvarlak parçayı yapıştırdım. Yuvarlak parçayla çiçeklerin birleştiği kısıma tersten halkalı çivi yerleştirdim. Sonrasında bu çivinin halkalarından istediğiniz yere sabitleyebilmek için...

Elimle çiçeklerin kıvrımlarını verip tepsiye dizdim. Hiç formlarını bozmadan pişirdim. Sıcakken buzlu suya attım. Parmak yaldız ve çok ince, 1.kalite toz simle eskittim. Vernikledim.

Alttakini de pirinç boyun teline çalışmıştım. Çivilerin halkalarına zincirleri de geçirdim.
Müşterilerin çoğu straplez elbiselerle ya da toplarla kullanmak üzere aldılar bu tasarımlarımı...
Havalar serinledikçe çatıya çıkıp sabahlara kadar birşeyler yapasım var. Fakat ütülenecekleri görüp, yolumu şaşırırım, diye korkmaktayım heyhatttt...

Yarın kayınvalideme davetliyiz. Sonraki gün sitecek özel ve güzel bir yere rezervasyon yaptırdık. Cumartesi akşamı benim davetim var.

Bugün netten kırılan rondomun yerine mutfak robotu ve kaç senedir almamak için direndiğim ekmek yapma makinası siparişi verdim. Cumartesiye kadar elime geçse iyi olur. Lakin çerkes tavuğu yapacağım. Hayalimdeki bardakları hala ne nette ne mağazalarda görebilmiş değilim. Keşke bardak ta yapabilseydim. (tamam uçtum biraz)

Bu ara gelen giden bize kasa kasa incir ve tatlı getiriyor. Tatlıyla işim olmaz da incir komasına gireceğim yakında. Sahuru bile incirle yaptım. İftarda da teyzem Hollanda'dan Pindakaas yollamış, Nutellayla onu yedim. Sonra da tıkandım. Bu Pindakaas için Hollanda'ya yerleşebilirim. Uyuşturucu gibi birşey. Oğlum da bayılıyor, hatta idareli yemem gerektiği konusunda uyarılar alıyorum. Neyse ki eşim sevmiyor, onun payı bize kalıyor.

İftarı bahçede yaptık yine. Daha masada otururken içeriden cayır cayır telefon çaldı. Zor yetiştim. Birine birşey oldu sandım. Deli kardeşimmiş :) Naz "anne" demiş te, onu dinletecekmiş :)

Yürüyüşten sonra sarımsak ayıklayıp kornişon turşusu kuaracağım. Yarın da lahanayla, fasulye...

Benden şimdilik bu kadar. Yine ortaya karışık kıvamında oldu, beğenen beğendiğini alsın :)

29 Ağustos 2009 Cumartesi

Kuyumcu...


Vaktiyle bir bilge hoca,yıllarca yanında yetiştirdiği öğrencisinin seviyesini ölçmek ister.

Onun eline çok parlak ve gizemli görüntüye sahip iri bir nesne verip:

"Oğlum" der, "Bunu al, önüne gelen esnafa göster, kaç para verdiklerini sor, en sonra da kuyumcuya göster. Hiç kimseye satmadan sadece fiyatlarını ve ne dediklerini öğren, gel bana bildir.

Öğrenci elindeki ile çevresindeki esnafı gezmeye başlar.

İlk önce bir bakkal dkkanına girer ve "Şunu kaça alırsınız?" diye sorar.

Bakkal parlak bir boncuğa benzettiği nesneyi eline alır; evirir çevirir; sonra: "Buna bir tek lira veririm. Bizim çocuk oynasın" der.

İkinci olarak bir manifaturacıya gider. O da parlak bir taşa benzettiği neneye ancak bir beş lira vermeye razı olur.

Üçüncü defa bir semerciye gidir: Semerci nesneye şöyle bir bakar, "Bu der "benim semerlere iyi süs olur. Bundan "kaş dediğimiz süslerden yaparım. Buna bir on lira veririm."

En son olarak bir kuyumcuya gider. Kuyumcu öğrencinin elindekini görünce yerinden fırlar. "Bu kadar değerli bir pırlantayı, mücevheri nereden buldun?" diye hayretle bağırır ve hemen ilâve eder. "Buna kaç lira istiyorsun?" Öğrenci sorar: Siz ne veriyorsunuz?" "Ne istiyorsan veririm."

Öğrenci, "Hayır veremem." diye taşı almak için uzanınca kuyumcu yalvarmaya başlar:

"Ne olur bunu bana satın. Dükkânımı, evimi, hatta arsalarımı vereyim."

Öğrenci emanet olduğunu, satmaya yetkili olmadığını, ancak fiyat öğrenmesini istediklerini anlatıncaya kadar bir hayli dil döker.

Mücevheri alıp kuyumcudan çıkan öğrencinin kafası karma karışıktır. Böylesi karışık düşünceler içinde geriye dönmeye başlar. Bir tarafta elindeki nesneye yüzünü buruşturarak 1 lira verip onu oyuncak olarak görenler, diğer tarafta da mücevher diye isimlendirip buna sahip olmak için her şeyini vermeye hazır olan ve hatta yalvaran kişiler..

Bilge hocasının yanına dönen öğrenci, büyük bir şaşkınlık içinde başından geçen macerasını anlatır.

Bilge sorar: "Bu karşılaştığın durumları izah edebilir misin?"

Öğrenci: "Çok şaşkınım efendim, ne diyeceğimi bilemiyorum, kafam karmakarışık" diye cevap verir.

Bilge hoca çok kısa cevap verir: "Bir şeyin kıymetini ancak onun değerini bileni anlar ve onun değeri bilenin yanında kıymetlidir."

Her insanın hayatında varlığını ve değerini bilen, hisseden, fark eden kuyumcular mutlaka vardır.

Mesele kuyumcuyu bulmaktadır...

 

ALINTIDIR.

31 Temmuz 2009 Cuma

Sevgili Günlük- Günlük İşte...

Korkarım benim blog yemek blogu olmaya doğru gidiyor. Korkarım derken, yemek blogu olan arkadaşlar yanlış anlamasın. Mutfakta süperimdir, çok ta severim yemek yapmayı. Bu konuda tevazu göstermeyeyim ama yemek blogu hazırlamak ayrı beceri isteyen birşey. Yemek fotoğrafı çekmek takı, toka, vs... çekmeye benzemiyor. O bile başlıbaşına bir ustalık, gerisini düşünün.
Önceki gün bahsettiğim börülceden salata yaptım. Çok nefis oldu. 15 dk. düdüklü tencerede haşladığım börülceleri süzüp, ezilmiş sarımsak, sızma zeytinyağı, limon, pul biber ve tuzla hazırladığım sosla karıştırdım. Közlenmiş biberden de salata yaptım. Peynirli makarna ve şinitzel eşliğinde yedik.
Dün markette ( Dıasa) pastaban alırken bu markayı gördüm. Son zamanlarda hep Uno Pastaban alıyordum ama çok lezzetli olmasının yanında, kesiminin düzgün olmayışı, katların ayrılmayışı, parçalanışı nedeniyle gözümden düşmüştü. Üstelik bu nun çapı daha geniş, 3 katlı ve Uno 2 katlı Pastanban ile arasında 25 krş. luk bir fark var. Eve gelince börülceler haşlanırken ben de pastayı yaptım. Dr. Oetker'in vanilyalı pasta kremasını margarin koymadan çırptım, margarin yerine Tikveşli krema ekleyip tekrar çırptım.
Soğuk sütle pandispanyaları ıslattım. Daha ıslatırken gözüme girdiler. Ev yapımı gibi yumuşacık, taze ve kabarık bir görüntüsü ve mis gibi kokusu vardı.
Her kata bolca krema sürüp, yine her kata damla çikolata, iri ceviz ve soyulmuş antep fıstığı serptim. Islattığım süte şeker koymadığım ve hazırladığım krema da çok şekerli olmadığı için tatsız mı olur endişesindeydim ama iyi ki şeker katmamışım. Tam damak tadımıza uygun :) nefis bir lezzet çıktı ortaya. Bugün ve bu gece siparişlerimle uğraştım. Şu anda boynum ve sırtım ağrıyor ama mutluyum, gururluyum. Bakalım sahipleri beğenecek mi? Mudo'da 2 Ağustos'a kadar kargo ücretsizmiş. Geçenlerde indirime giren spor, şirin yemek takımını sipariş vermek için girince gördüm. Yemek takımı 4 kişilikti, ben de iki takım sipariş verdim. Bu sabah sipariş verdim. Kargoya verilmiş bile. Mudo' nun sipariş hızına ve koli-ambalaj titizliğine bayılıyorum.

30 Temmuz 2009 Perşembe

Sevgili Günlük- Ada, Börülce, Sütaş Yarışma...



(Ada kreşin girişinde, gösteri saatini beklerken- Haziran 2009)
       Bugün kardeşimin sabah bir iş görüşmesi varmış. Sabah erkenden iki dumanı tüten ekmek eşliğinde Ada'yı bize bıraktılar, gelir gelmez yatağa sokup mıncıkladık onu. Doyamadım Adacığıma. Pek te akıllıydı bugün. Pazara da onunla gittik. Dönüşte arabada uyuyacaktı neredeyse. Bahçede pestili çıkana kadar oynadı, ıslandı, ıslattı, tadı damağımızda kaldı, alıp yazlığa gittiler. Şimdiden özledim. Normalde giderken ağlar, deniz olayını duyunca bizi sattı, güle oynaya ayrıldık.
       Bizim buralarda börülce pek bulunmaz. Başka yerlerde yediğim, çok sevdiğim bir sebze ama henüz kendim alıp, pişirmek nasip olmadı. Bugün ilk kez bizim pazarda gördüm ve sevine sevine aldım. Geçen haftada taze dağ kekiği bulup aynı böyle olmuştum. Tüm hafta yediğimiz tatlı hariç herşeye kekik doğradım :) Evdekileri biraz baydım sanırım. En güzeli de sabah kahvaltısında zeytinyağlı kekikli domatese, zeytine ekmek bandırıp yemekti. Az önce nette börülce tariflerini inceledim. Ne çok şey yapılmış börülceden. Ben daha önce salatasını ve zeytinyağlı kavurmasını yemiştim. Tarifine güvenen varsa bana yazsın. Yarına başka planlarım var, ertesi güne sanırım börülce pişireceğim.
       Kaç akşamdır açık havada sinema izlemek güzeldi de evimi özlemişim. Son iki akşamdır da hava çok serin. Kışlık montlarla oturuyoruz dışarıda. Otururken daha da üşüyor insan. Bu akşam birkaç kişi eksiğimiz vardı ara verelim dedik, teşkilatı kurmadık. Yemeği yedikten sonra üşüyerek içeri girdik, mutfağı kırkladım 1 saat kadar. Kaç akşamdır alelacele toplamaktan biraz ipin ucu kaçmıştı. Şu an mis gibi domestos kokuyor mutfak. Eldiven kullandığım halde ellerim yine kaşınmaya başladı :( Sonra eşimle 2 parti tavla oynadık. Gerçekten evimde oturmayı özlemişim.

      



Börülce tarifi ararken bu duyuruya rastladım, belki ilgileneniz olur --
Sütaş yoğurtlu tarifler yarışması düzenlemiş. Ayrıntılar burada...

19 Temmuz 2009 Pazar

Domatesli Patlıcan...

Bu tarifi geçtiğimiz günlerde komşularımdan öğrendim ve denedim. Ailecek pek beğendik. Patlıcanı karnıyarık ve yoğurtlu kızartma dışında türlü, musakka vs. de sevmeyen eşim bile bayıldı.
  1. Patlıcanları tamamen soyun.
  2. 2-3 iri olgun domatesi rendeleyip 3-4 diş sarmısak, tuz ve az sıvıyağla tencerenizde azıcık öldürün.
  3. Soyup yıkadığınız patlıcanları bütün olarak sos olan tencereye yatırın.
  4. Orta ateşte 30 dk. kadar pişirin. Arada patlıcanları çevirip sosa bulanmasını sağlamak iyi oluyor.
  5. Servis tabağına alıp, dilimleyin ve sosundan üzerine döküp, kıyılmış nane ve maydanozla süsleyin.
Et yemeklerinin yanında, pilavla da iyi gidiyor. Dün gece İstanbul'daki düğün dönüşü acıktık. Yolda düğün kıyafetiyle inip yemek yemek istemedim. Eve gelince çay suyunu koydum ve sabaha karşı güzel bir kahvaltı yaptık. Kalan yemeği de kahvaltı soframıza koydum. Çayla da çok yakıştı. Gerçi ben çayla taze fasulye yemeği ve akşamdan kalan kızarmış hamsiyi de pek severim ama neyse :)
Bu gece kutlayacağımız Mirac Kandili'nizi kutlar ve hayırlı dualarınızın kabul olmasını dilerim.

3 Temmuz 2009 Cuma

Huzurun Sesi...

         Az önce düşündüm de bana huzur veren şeyleri... Anı yaşamak zaten yaşam prensibim uzun zamandır. Dünü ya da yarını düşünüp üzülmenin, sıkılmanın insanlara hiçbirşey vermediğini anladığımdan beri anlık mutluluklar sayesinde uzun süren zincir mutluluklar yaşamanın, bunları birbirine bağlayıp araya negatif hiçbirşey sokmamanın tadına vardım ben.
       Mesela şu an duyduğum bulaşık makinasının sesi bile bana huzur veriyor. Evimdeyim, keyifle yedik, içtik, mutfağımı topladım, dostlarla muhabbet ettik, misler gibi bir havada gece yürüyüşümüzü yaptık, eşim yarın iş için Ankara'ya gidiyor, çantasını hazırladım, ohh diye ayaklarımı uzattığım anda duyduğum bulaşık makinası sesi, Bıdık'ın gezinirken duyulan tasma zilinin sesi, bisiklete binen her boy çocuğun karışık sesleri, çitlenen çekirdeğin sesi, kestiğim karpuzun sesi, çay kaşıklarının bardaklara değdiğinde çıkardığı ses, akşam serinliğinde çiçeklerini sulayanların su ve fıskiye sesi, hazırladığım çantanın kapatılan fermuar sesi, evimin içindeki huzur dolu sessizliğin sesi, bugünü de güzel güzel geçirdik dedirten anlık ama benim için anlamlı sesler...
       Ne olur sizler de yaşadığınız hayatın kısa süreli mutlu anlarını derin nefes alır gibi çekin, çekebilin içinize. Bunları okurken "böyle düşünebiliyorsan, tuzun kuru" diye de düşünmeyin. Herkesin olduğu gibi benim de canımı sıkması gereken çok kişi ve çok olay var ama ben bunları evimin sınırları içine sokmadan, mesafe koyarak yaşamaya çalışıyorum. "Dış etkenler dışarıda kalır, herkesin geçilmemesi gereken bir sınırı vardır ve evim kalemdir" dediğim, bunu etrafıma zor da olsa kabul ettirdiğim ve hep o ana şükrettiğim günden beri ben MUTLUYUM...

16 Haziran 2009 Salı

Sevgili Günlük- Mikrodalgada Brownie

       Okul tatil olduğundan beri ailecek öğlene doğru kalkıp düzensiz bir hayat sürmeye başladık. Kahvaltı sonrası akşama kadar evde bangır bangır çalan müzik... Tamam müzik zevklerimiz aynı da ses yüksekliği bazen "aaaaaaaaaaa" diye bağırma isteğine sebep oluyor,  içime bağırıyorum. Ya sabır, nereye kadar...
     
       Şimdi şunu yapalım, birazdan bunu yiyelim, şunu içelim... 3 ay böyle mi geçecek?  Kahvaltıdan sonra uzun süredir denemek istediğim mikro dalga fırında keki yaptım. Gerçekten de 7 dk. da pişti yahu. Hazırlaması pişmesinden daha uzun. Tezgahı toplayana kadar kek pişmişti. Kocaman birer bardak soğuk sütle bayıla bayıla yedik. Oğlumun arkadaşı uğramıştı o ara. Ona da ikram ettik. Bayıldı, "anneme de verir misin tarifini", dedi. Az önce de annesi aradı, "sen bir kek yapmışsın, hayatımda öyle güzel brownie yemedim diyor bizimki", dedi.Gurur oldum tabii... Ben keşfetmişçesine mutlu oldum :) Fotoğraf çekecektim ama kenar köşe kaldı, başka sefere inşallah...Şimdi tuzlu ne yapsam derdine düştüm. Ev kalkmış gidiyor, ben bu arada komşuya geçip bir el projesi başlattım, ödev verdim, akşamüstü beraber yine hobi çalışmamız var.


       İki tane tunik kestim. Çatıda yerde öyle yayılmış bekliyorlar beni. Kitaplarım başucumda tozlanıyor. Bu yaz rehaveti kışı aratıyor bazen. Geceler pek kısa. Yemeği erken yiyoruz, biraz vakit geçirip yürüyoruz. Gelince de birşeye başlayamıyorum.


       Gelelim kekin tarifine. Googledan aratınca karşıma ilk Devletşah  çıktı. Adı referanstır zaten. Daha fazla aramadan kendimi mutfakta buldum. Laptopu tezgaha koyup baka baka malzemeleri hazırladım. Ben kendimce değişiklikler yaptım. Tarifte 1.5 bardak şeker diyor, ben 1 bardak koydum. Sıvıyağ diyor ben tereyağ+sıvı yağ kullandım. İki bardak sos ayırma kısmında takıldım ama yorumlarda ısrarla 2 bardak ayırılması gerektiği vurgulanmış. İyi de oldu. Tam sevdiğimiz kıvamda ıpıslak oldu. Bu ölçüler tek tepsi için biraz çok gibi görünüyor ilk bakışta fakat 2 su bardağı ayırınca normal oluyor. Sadece benim gibi boğazınızı yakan şeker tadından hoşlanmıyorsanız şekeri azaltabilirsiniz. Mikrodalga fırınlara büyük boy kare borcam sığmıyor ben küçük yuvarlak borcamda yaptım. Muflin kaplarında da yapılabilir. Bende silikon kalıp vardı, mikrodalga fırında pişeceği için kullanmadım.


       Az önce yemeğe gelen eşim de yemek üzerine tatlı niyetine 2 dilim yedi. Normalde ıslak kek pek sevmez, bunu çok beğendi. Daha cıvık ve yumuşak olduğu için sanırım ağdalı tatlı muamelesi yaptı keke :)

15 Haziran 2009 Pazartesi

Kuşevim ve Çakma Kuşlarım...


       Daha önce yaptığımdan    bahsettiğim   kuşevimi geçtiğimiz haftalarda yerine yerleştirebildim. Önce verandanın ahşap direklerinden birine takmıştım. Sonra ne yapsam da bahçeye alsam derken, pencerelere sineklik takmaya gelen ustaların bıraktığı çıtalar kafamda ampul yandırdı. Çıtaları önce kuşevine, sonra da yere çaktık. Birkaç gün sonra da boyadım. Boya aynı renk olmadı ama evde olan buydu. Boyadım işte. Yakında güneşten, yağmurdan hepsi aynı renk olur sanırım. Kapısına da Euroflora'dan aldığım kuşlardan birini taktım. Bir ara unutmasam da kuş suluğu alıp taksam bir yerine. Şimdilik Bıdığın su kaplarından birini yere koydum.

       Kuşevlerine kuş girmesi için arkasına da delik açılması gerekirmiş. Komşularım söylemişti. Arkasını da kuşbaşı kadar deldik. Henüz kiracı yok. Ekmek, bulgur vs... koyuyorum. Yiyip, içip gidiyorlar...







Bu kuşlar ve mantarlar da Euroflora'dan . Altlarında teller var. Zemine bu sayede kolayca tutturulabiliyorlar. Kuşların gerçek kuş olmadığını kuşlar bile anlamıyor. Yanlarına geliyorlar sürekli. Mantarları da ilk gören kesinlikle gerçek sanıyor. Kapı süsleri de yaptım bu malzemelerden.
Hepinize mutlu haftalar.

14 Haziran 2009 Pazar

Sevgili Günlük- Nilli Maden Suyu...

Bu kız ne söylese dinlerim, ne yapsa kabullenirim, ne giyse severim ben. Ondan mıdır bilmem ama bu reklama da bayıldım. Her seferinde başından sonuna kadar yeni görüyormuşum gibi kilitleniyorum. Yeşil inanılmaz yakışmış. Fizik güzel, bakışlar güzel, ses güzel, elbisesi, küpeleri, vs... iç açıcı güzel. Enerji veren bir duruşu var. Nil üzerine oynanan tüm reklamların iş yapacağı kanısı var bende. Özgür kızla başlayan, en son Penti çoraplarında gördüğümüz Nil Karaibrahimgil Masuder için oynamış bu kez. Gerçekten oynamış, çünkü zıp zıp yerinde durmuyor. Jingle sözlerini kafadan sabıkalı Ajdar yazmış ama bilmeden, bilmemezlikten gelerek  dinleyin herşey bütünlemiş birbirini. Maden suyunu çok severim zaten, reklama da bayıldım. Çoğu kişi sinir olmuş ama bu sefer ben sevdim. İçim açılıyor onu izlerken. Fresh kız...
Reklam videosu Masuder'in sitesinde.
Hamiş: Bugünlerde çok Ali Saydam gördüm kendimi. Bilinçli değil içgüdüsel bir gidişat bu. 
Arzederim.

Sevgili Günlük- Exsir Sanitizer...

Reklamı ilk izlediğimde içim kötü oldu. Doğal sebze ve meyveleri ne idüğü belirsiz bir sıvıyla ilaç, gübre vs... kalıntılarından arındıracağımızdan bahsediliyordu. Eskiden dalından koparılıp, tozu, kumu gitsin diye bir sudan geçirip anında yenilebilen sebze ve meyveleri nasıl korkarak tüketir olmamızdan doğan bu ihtiyaç üzdü beni.
Bir yandan da yıkama suyuna sirke dökerek kendi çapımda yaptığım arıtma çalışmalarıma acabayla bakıyordum. Geçen gün markette gözümüze sokulan bir reyonda görünce, tanıtım fiyatı olarak indirimli (8 küsur liraydı ki bu haliyle bile oldukça pahalı- millet sebze meyveye para zor buluyor) bir kutu Exsir alıp geldim. O günden beri bir kaç kez kullandım. Ürün konsantre, 2 litre suya bir kapak döküyorsunuz. Sonra sebzelerinizi ya da meyvelerinizi kaba atıp 2-3 dk. bu suda bekletiyorsunuz. Süzüp tekrar duruluyorsunuz. Sudaki köpürme normalmiş, üzerinde de yazıyor. İlk döktüğünüzde ürküten keskin bir kokusu var. Fakat gıdalarda kalmıyor bu koku, endişe etmeyin. Bir de ben Exirli su öncesi iki yıkama yaptım; ıspanak, semizotu, marul, vb... sebzeler kumlu oluyor, kumu önceden gitsin diye düşündüm. Domates vb... sebzelerde bu ön yıkama gereksiz. İçinde Mısır ve Hindistan cevizinden elde edilen yüzey aktif madde, şeker pancarından elde edilen organik asit, bitkilerden elde edilen organik çözücü. yiang yiang yağı tarçın yağı, beyaz sirke ve su varmış.
Fotoğraflarda Exirle duş almış semizotları görünmekte
ama yedik onları ... :)

11 Haziran 2009 Perşembe

Hobi Günlerimiz 3

Hobi günlerimiz 1 ve 2 den sonra 3. seri...
h
Çöp küpüm. İlk fotoğraf boyanmamış hali. Doğal olsun istedim. Kilerde evin çerçevelerinden kalan 8 yıllık Pinotex ahşap koruyucuyu buldum. İki kat sürdüm. İçini de boyadım. Doğal ve güzel oldu.
Belma abla saksılığını boyuyor. Onu ve ondan sonraki çöp küplerinin hepsini o boyadı. Eskitmesini ben yaptım. Alttaki verniklenmemiş halleri. Uyum içinde olsunlar diye hepsini yeşil boyadık.
Bu iki mumluğa taşlar yapıştırıp süslediler. Yanınca ışıldasın diye. Bitmiş halini çekmemişim.
Bu da küplerin vernikli hali.
Bunlar da saksılık olarak satılıyordu. Kimimiz bahçeye büyük mumlar koymak için kullanacak, kimimiz saksılık... Bunlar benim biri küçük biri büyük olmak üzere yine Pinotexle boyadığım saksılıklarım.

10 Haziran 2009 Çarşamba

Sevgili Günlük- Hobi Günlerimiz 2

Hobi günlerimizin ikinci ve üçüncüsünü de yaptık. İkinci gün geçen seferden yarım kalan kutuları tamamladık. Kutuların birine bu kuşlu deseni diğerine kutunun sahibi Türkan ablanın oğlu ve nişanlısının fotoğraflarını dekupe ettik. Dekopaj işleminden önce kağıtların kenarlarını kesip çakmakla hafifçe yaktım. Yapıştırdıktan sonra da boncuk boyayla tamamladım. Çok nostaljik kutular oldu.
Daha sonraki konuda boyadığımız küpleri yayınlayacağım.

9 Haziran 2009 Salı

Sevgili Günlük- Fikri Mühim (Selva Makarna)

Geçenlerde Fikri Mühim Selva makarna kampanyası dolayısıyla bu paketi yollamış denememiz için. Pakette 3 çeşit makarna, 1 paket değişik şekilli şehriye ve makarna tarifleri kitapçığı vardı. Spagettinin yarısı ustaların boya yaptığı akşam yemeğinde denendi, beğenildi. O akşam da soslu yapmıştım ama her zamanki tarifime malzeme yetersizliğinden uyamamıştım.
Bugün öğlene kadar yatakları bile toplamadan kahve seansına başlayınca yemek pişirme işim aksadı. Dışarı çıkarken taze fasulyeyi hazırlayıp pişmeye bırakmıştım. Eve girdim, arkamdan da oğlum okuldan geldi. Bugün de yarım gün okul vardı. Öğlen yemeğine okulda kalmamış, "çok açım", dedi eve girer girmez. Taze fasulyeyi normalde sever ama o anki ruh haliyle pek istemedi. "Senin makarnandan yapar mısın?" dedi. 20dk. sonra makarnamızı yedik.
Selva makarnayı marketlerde hep görürdüm ama bende gıda ve deterjan olayında marka takıntısı var. Eski marka makarnalardan (Filiz, Piyale) vazgeçmeye cesaret edemezdim. Bu sefer iş icabı denedik Selva'yı. Bana güvenin birkaç makarna için yalan söyleyecek değilim zaten. Gerçekten diğer tercih ettiğim makarnalardan farkı yok. Fiyat farkı hakkında bir bilgim yok ama lezzet, pişme süresi, görünüş bakımından tanıdığınız, bildiğiniz, güvendiğiniz lezzetleri aratmayacak cinsten. Kitapçıkta ilginç tarifler var. Daha doğrusu bildiğimiz yemekleri, özellikle de Türk mutfağına has yemekleri makarnayla kombinlemişler. Denemek lazım. Menemenli makarnada aklım kaldı. Diğerlerini ya daha önce denedim ya da tadını tahmin ediyorum ama bunu deneyeceğim.
Bu da benim yıllardır yaptığım, çevremde meşhur makarnam. Bugün öğlen iki tabak yedim. Akşam yemeğini karpuzla geçiştirdim :) Sesi'nin Makarnası
  • Makarnanızı haşlayıp süzün.
  • Pişme sırasında ayrı bir yerde olgun 3 domatesi rendeleyin.
  • 2-3 diş sarmısağı ince ince doğrayın.
  • 1 veya 2 sosisi dilimleyin.
  • Tüm karışımı zeytinyağı döktüğünüz tavada soteleyin.
  • Sosisler iyice piştikten sonra 1 tatlı kaşığı toz kırmızı biber, tuz, kekik ve istediğiniz baharatları ekleyin. Kekik olmazsa olmazlardan.
  • Servis esnasında rendelenmiş kaşar ilave ederseniz süper oluyor.
Ben makarna sosunu yerken değil hemen piştikten sonra, tencerede karıştırıyorum. Ayrı ayrı ikisine de yağ koyunca ağır oluyor. Makarna yağsız kalırsa yapışıyor. İnanın böylesi daha lezzetli, sos içine işliyor. Hamiş:Yemek fotoğrafı çekmek te pek zormuş. İstediğim gibi olmadı ama idare edin, tadı süperdi, fotoyu takmayın :)