Sayfalar

8 Temmuz 2009 Çarşamba

Bıdık'ın Kulübesi...

Bıdık'ı nihayet geçen ay bu eve getirebildik. İkiz komşumuz oğluma diploma hediyesi kulübe yaptı. Oğlum da boyadı. Kırmızı olmasını o istedi.
Kapısına deriden kemik şekli kesip, yapıştırdım. Yapıştırırken merakla koklayıp, bacaklarıma dolandığı için tam ortalayamamışım. Şömineden kalan bir tahta parçasına ismini yazıp; pati, kemik ve Bıdık figürü çizerek süsledim. Matkapla iki delik açıp ip geçirdim ve bir çiviyle kulübeye astım.
İlk geldiği akşam sabaha kadar uyutmadı bizi. Herkesi yabancıladığı için havlayıp durdu. Biz de korkmasın diye verandada sabahladık. Sitede sabah beşten sonra yürüyenler, koşanlar çok. Onlara sinir oldu. Her turda deli gibi havladı. Sabahın köründe o hızla internetten havlama önleyici tasma siparişi verdim. Fakat kullanmaya gerek kalmadı. Çok ta üzüldük. Böyle devam ederse öbür eve geri göndermek zorunda kalacaktık, kimseyi rahatsız etmemesi için. Fakat komşularımız çok hayvanseverler. Kedi, kuş, kirpi, ne varsa gönüllü besliyorlar. Anlayışları ve sevecenlikleri sayesinde Bıdık ikinci akşam çıt çıkarmadan uyudu. Şu an tek anlaşamadığı ısırdığı bekçi (diğer bekçiyi çok seviyor), bir de malesef kulübesini yapan komşumuz. Yese doymayacak o ikisini. Çocuklarla arasıysa süper. Erkeklere temkinli, güzel kızlara hiç ses çıkarmıyor. Söylemesi ayıp, örtülü bayanları da pek sevmiyor. Eşim "bu bizim Bıdık, genelkurmaydan sanırım" diye espri yapıyor hatta :)
Bıdık yeni evinde pek bir mutlu. Her on dakikada bir hayranlarından biri-birkaçı gelip mıncıklıyor. Fakat bu arada geçenlerde biz evde yokken bekçiyi dizinden ve kolundan ısırmış. Oysa ki hiç saldırgan değildi. Üstelik zinciri de bağlıydı. Çocuklar bekçimizin onuel ve ayak hareketleriyle kızdırdığını söyledi, gerçekten de ne yaparsa yapsın tüm köpekler ondan nefret ediyor nedense. Daha önce de siteden başka bir köpek ısırmıştı onu... Bıdık el çırpılmasından ve ellerin aşağı-yukarı sallanmasından, ayakların ona doğru sallanmasından, yere vurulmasından nefret ediyor. Yukarıdaki foto bugüne ait. Yıkanmış, tıraş edilmiş, taranmış halde, çapkın çapkın da bakmış :)
Minderde yatmaya bu kış çok soğuklarda alıştı. Kulübesine ne koysak sabahı parça pincik edilmiş dışarı atılmış görüyorduk. Yeni eve yeni minder yapayım, dedim. Perdeci gelirken storları fermuarlı kılıflarla getirmişti. Birini kare şeklinde kesip içini elyaf doldurdum. Açık kısmı diktim. Yeni fakat kullanmadığımız bir kilimle kapladım. Kilimi normal kılıf gibi dört tarafından dikmedim. Hediye paketi yapar gibi kaplayıp, iki ucundan diktim. Daha pratik oldu.
Sıcakta taşta uyumayı çok seviyor. Verandaya çıkması yasak olduğundan, şimşirlerin arasından sokulup, taşa başını koymuş beni izlerken :)
Hamiş:
Yukarıdaki bahsettiğim http://www.juenpetmarket.com 'dan ilk kez alışveriş yaptım. Tasmayla birlikte tüy açıcı tarak ta sipariş vermiştim. İkinci gün öğlende elime geçti. Üstelik bir paket te hediye ödül kemiği yollamışlar. Çok memnun kaldım. Tavsiye ederim.

6 Temmuz 2009 Pazartesi

Winnie The Pooh Pike Takımı...

7 yıl önce oğlumun sünneti için dikmiştim bu pike takımını. Sünnet için annelerin yaldızlı, süslü yatak takımları hazırlamasına oldum olası karşıyım. Çocuklar ne anlar, ne kadar hoşlanır o abartılı, gösterişli yatak süslemelerinden... Fotoğraf çekmek için serdiğim yatağın üzerinde öylesine bir ütü sürdüm güzel görünsün diye. Kenardaki kırışıklıklar için kusurabakmayın artık. Bu sıcakta ütü hiç çekilmiyor. :)
Birçok yerde görmüşsünüzdür. O zamanlar yeni çıkmıştı Taç'ın çocuk tülleri. Cibinliği için almıştım bu tülü. Yıkanmış pikeye tülü aplike tekniğiyle çalıştım.
Cibinlikten kalan tülün figürlerinin etrafından 1 cm. kadar paylı kesip ipek tela yapıştırdım.
Zig-zag dikişle etrafından geçip, nakış makasıyla fazla kısımları kestim.
Pike kenar temizlemelerinde ve yastık ve çarşafının kenarlarında çeşitli enlerde yeşil ve beyaz saten kurdela kullandım. Yastığı düz renk yeşil çalıştım. Kenar kısmına 3 cm. eninde beyaz ve üzerine 1 cm. eninde yeşil saten kurdela geçirdim.
Oğlum daha sonraki yıllarda da severek kullandı bu takımı. Artık büyüdü, düz renk ve sade şeyler seviyor. Bugün fotoğraf çekmek için ortaya çıkardığımda kullanması için çıkardım sanıp korktu :)

5 Temmuz 2009 Pazar

Zirve...

Bugün kahvaltı sonrası uzun süren bir tavla partisinden sonra sitecek dağa çıkalım, dedik. Gittiğimiz yerde alabalık ve yöresel yemekler yapılıyordu. Siparişleri verip hemen çevreye yayıldık. Bastığımız yerler mis gibi dağ çilekleriyle doluydu. El değmemiş bu doğal güzellikler arasında vaktin nasıl geçtiğini anlayamadık. Daha fazla yazmayayım, fotoğraflar konuşsun.
Bu küçük evler pansiyon olarak işletiliyormuş.
Yoldan kendi evlerimizi bu şekilde gördük :)
Alabalıkları bu göletten tutup pişirdiler. Çok lezzetliydi.

4 Temmuz 2009 Cumartesi

Acı Mantar...

Acı mantarı bilir misiniz? Hani şu insancıkların zehirli olup olmadığını bilemeden yiyip, çoluk çocuk zehirlendiği mantar türü. Fotoğraftakiler zehirli olmayanları tabii de, ayırmak için iyi tanımak gerekiyor. Küçüklükten beri ailecek pek sever ve yeriz kendisini. Hatta kardeşim yıllar önce pazarda soyulmuş enginarları da mantar sanıp tezgaha atlamıştı adeta. Onlar enginar deyince hayal kırıklığına uğradı. Babam da mantar konusunda bilgili ve bilinçlidir, satan kişiden de emin olunca sorun olmuyor zaten... Geçen gün arkadaşımla pazar tezgahında görüp, ikimiz birden "aaaaa mantaaaar" diyerek yapıştık ve aldık. Geçen sene her yağmur yağdığında, bu yıl acı mantar çok olacak diye sevinip durmuştuk. Aldığım akşam babamlar gelecekti. Mantar, bamya, domatesli pilav ve yoğurtlu, cevizli kabak, havuç salatası, közlenmiş biber, patlıcan salatası, karpuz eşliğinde yedik yemeğimizi. Babam içeri girer girmez kokudan mutfağa daldı, "mantar mı var yoksa?" diye sevindi. Çıktığını da bilmiyorlarmış.
Alın size bir mutluluk sebebi daha işte:)
Eşim de benimle evlendikten sonra tattı acı mantarı ve müptelası oldu. Biz kahvaltıda bile yeriz. Çayla çok güzel gidiyor. Kızarırken çıkardığı enfes ve benzersiz koku iştahınızı daha da açar. Özellikle dilimlenmiş jalapeno biber turşusuyla çok güzel bir ikili olurlar. Bildiğimiz mantar gibi limonlu suda bekletip, yıkayıp, süzüp, az da tuz atıp az yağda kızartıyorsunuz. Çok yağ da çekmiyor. Yediğim tüm etlerden bence daha lezzetli. Hafif acımsı bir tat bırakıyor damağınızda ama güzel ve lezzetli bir acı.Kültür mantarı gibi pişerken sulanmıyor da. Bir de istiridye mantarı var. Genelde İstanbul pazarlarında görüp alıyorum ben. Buralarda görmedim. Pahalı ve bir o kadar da lezzetli bir mantar. Şekilleri de çok ilginç. Ağaçlara yapışık yetişiyorlarmış. İnsan pişirmeye kıyamıyor, seyrine doyulmaz, ilginç ve harika şekillerde oluyorlar. Bu mantarları yedikten sonra kültür mantarı bana çok yavan geliyor ama diğerlerini bulamadığınız mevsimlerde bol baharat ve çeşnilerle idare eder. Unutmayın kültür mantarı alırken beyazlatılmışlarını değil, doğal renkte olanları alıyoruz. Beyazlatmada kullanılan katkı maddeleri sağlığa çok zararlı. Pazar esnafı da uyanmış bu konuda, iki ayrı bölümde beyazlatılmış ve işlem görmemiş mantarları ayrı satıyorlar. İşin tuhafı işlem görmemişi daha pahalı. Uyanık Türk milleti...

3 Temmuz 2009 Cuma

Huzurun Sesi...

         Az önce düşündüm de bana huzur veren şeyleri... Anı yaşamak zaten yaşam prensibim uzun zamandır. Dünü ya da yarını düşünüp üzülmenin, sıkılmanın insanlara hiçbirşey vermediğini anladığımdan beri anlık mutluluklar sayesinde uzun süren zincir mutluluklar yaşamanın, bunları birbirine bağlayıp araya negatif hiçbirşey sokmamanın tadına vardım ben.
       Mesela şu an duyduğum bulaşık makinasının sesi bile bana huzur veriyor. Evimdeyim, keyifle yedik, içtik, mutfağımı topladım, dostlarla muhabbet ettik, misler gibi bir havada gece yürüyüşümüzü yaptık, eşim yarın iş için Ankara'ya gidiyor, çantasını hazırladım, ohh diye ayaklarımı uzattığım anda duyduğum bulaşık makinası sesi, Bıdık'ın gezinirken duyulan tasma zilinin sesi, bisiklete binen her boy çocuğun karışık sesleri, çitlenen çekirdeğin sesi, kestiğim karpuzun sesi, çay kaşıklarının bardaklara değdiğinde çıkardığı ses, akşam serinliğinde çiçeklerini sulayanların su ve fıskiye sesi, hazırladığım çantanın kapatılan fermuar sesi, evimin içindeki huzur dolu sessizliğin sesi, bugünü de güzel güzel geçirdik dedirten anlık ama benim için anlamlı sesler...
       Ne olur sizler de yaşadığınız hayatın kısa süreli mutlu anlarını derin nefes alır gibi çekin, çekebilin içinize. Bunları okurken "böyle düşünebiliyorsan, tuzun kuru" diye de düşünmeyin. Herkesin olduğu gibi benim de canımı sıkması gereken çok kişi ve çok olay var ama ben bunları evimin sınırları içine sokmadan, mesafe koyarak yaşamaya çalışıyorum. "Dış etkenler dışarıda kalır, herkesin geçilmemesi gereken bir sınırı vardır ve evim kalemdir" dediğim, bunu etrafıma zor da olsa kabul ettirdiğim ve hep o ana şükrettiğim günden beri ben MUTLUYUM...

2 Temmuz 2009 Perşembe

Kukuleta + Robdöşambre



       Hesapladım; yaklaşık 7 yıl önce dikmiştim bu cicileri. Oğlum en azından 4 yıl giydi. İlk diktiğimde yerlere kadardı boyu. Sonra diz altına gelmeye başladı. Artık enden olmayınca, eh biraz da büyüme havalarına girince giymeyi bırakmıştı. Şimdi Ada'nın birkaç yıl daha büyümesini bekliyor dolapta. Hala yeni gibi duruyor.

       İnce polar kumaştan kruvaze kesim yaparak, dikmiştim. Bir de kukuleta diktim kalan kumaşla. Sabah kalkınca, akşam yatmadan önce çok severek giyerdi oğlum. Çok ta yakışıyordu. Sabah kalkınca beceriksizce giyip 7 cücelerin "sevimlisi" gibi gelirdi yanımıza. Özledim o günlerini. Bunlarla çok fotoğrafı vardı aslında ama eski bilgisayarımızla birlikte tarih oldular.
       Polar dikenleriniz bilir, elde dikmek çok zordur ama makina dikişine ve ütüye çok güzel gelir, kolay şekil alır, esnetme-yedirme kolay uygulanır. Daha dayanıklı olmasını isterseniz, zig-zag dikiş uygundur. Ben bu takımı kalıpsız kesmiştim hatta... Kendime de düz kırmızısını dikmiştim. Onu da yıllardır kullanıyorum. Sıcak yatağınızdan üşüyerek kalkıp giydiğinizde o anda sıcacık sarar vücudunuzu. Gerçi bu sıcaklarda hayal etmesi bile korkunç biliyorum ama yazlık bir kumaşla da uygulanabilir.
       Aynı modelden kendime bir de yazlık sabahlık dikmiştim. Sabahlıktan çok namaz kılarken kullanıyorum. Namaz kılarken özellikle daha derli toplu, şık olunması gerektiğini düşünüyorum. Eh sonuçta kimin huzuruna çıkıyoruz...