Sayfalar

11 Haziran 2009 Perşembe

Hobi Günlerimiz 3

Hobi günlerimiz 1 ve 2 den sonra 3. seri...
h
Çöp küpüm. İlk fotoğraf boyanmamış hali. Doğal olsun istedim. Kilerde evin çerçevelerinden kalan 8 yıllık Pinotex ahşap koruyucuyu buldum. İki kat sürdüm. İçini de boyadım. Doğal ve güzel oldu.
Belma abla saksılığını boyuyor. Onu ve ondan sonraki çöp küplerinin hepsini o boyadı. Eskitmesini ben yaptım. Alttaki verniklenmemiş halleri. Uyum içinde olsunlar diye hepsini yeşil boyadık.
Bu iki mumluğa taşlar yapıştırıp süslediler. Yanınca ışıldasın diye. Bitmiş halini çekmemişim.
Bu da küplerin vernikli hali.
Bunlar da saksılık olarak satılıyordu. Kimimiz bahçeye büyük mumlar koymak için kullanacak, kimimiz saksılık... Bunlar benim biri küçük biri büyük olmak üzere yine Pinotexle boyadığım saksılıklarım.

10 Haziran 2009 Çarşamba

Sevgili Günlük- Hobi Günlerimiz 2

Hobi günlerimizin ikinci ve üçüncüsünü de yaptık. İkinci gün geçen seferden yarım kalan kutuları tamamladık. Kutuların birine bu kuşlu deseni diğerine kutunun sahibi Türkan ablanın oğlu ve nişanlısının fotoğraflarını dekupe ettik. Dekopaj işleminden önce kağıtların kenarlarını kesip çakmakla hafifçe yaktım. Yapıştırdıktan sonra da boncuk boyayla tamamladım. Çok nostaljik kutular oldu.
Daha sonraki konuda boyadığımız küpleri yayınlayacağım.

9 Haziran 2009 Salı

Sevgili Günlük- Fikri Mühim (Selva Makarna)

Geçenlerde Fikri Mühim Selva makarna kampanyası dolayısıyla bu paketi yollamış denememiz için. Pakette 3 çeşit makarna, 1 paket değişik şekilli şehriye ve makarna tarifleri kitapçığı vardı. Spagettinin yarısı ustaların boya yaptığı akşam yemeğinde denendi, beğenildi. O akşam da soslu yapmıştım ama her zamanki tarifime malzeme yetersizliğinden uyamamıştım.
Bugün öğlene kadar yatakları bile toplamadan kahve seansına başlayınca yemek pişirme işim aksadı. Dışarı çıkarken taze fasulyeyi hazırlayıp pişmeye bırakmıştım. Eve girdim, arkamdan da oğlum okuldan geldi. Bugün de yarım gün okul vardı. Öğlen yemeğine okulda kalmamış, "çok açım", dedi eve girer girmez. Taze fasulyeyi normalde sever ama o anki ruh haliyle pek istemedi. "Senin makarnandan yapar mısın?" dedi. 20dk. sonra makarnamızı yedik.
Selva makarnayı marketlerde hep görürdüm ama bende gıda ve deterjan olayında marka takıntısı var. Eski marka makarnalardan (Filiz, Piyale) vazgeçmeye cesaret edemezdim. Bu sefer iş icabı denedik Selva'yı. Bana güvenin birkaç makarna için yalan söyleyecek değilim zaten. Gerçekten diğer tercih ettiğim makarnalardan farkı yok. Fiyat farkı hakkında bir bilgim yok ama lezzet, pişme süresi, görünüş bakımından tanıdığınız, bildiğiniz, güvendiğiniz lezzetleri aratmayacak cinsten. Kitapçıkta ilginç tarifler var. Daha doğrusu bildiğimiz yemekleri, özellikle de Türk mutfağına has yemekleri makarnayla kombinlemişler. Denemek lazım. Menemenli makarnada aklım kaldı. Diğerlerini ya daha önce denedim ya da tadını tahmin ediyorum ama bunu deneyeceğim.
Bu da benim yıllardır yaptığım, çevremde meşhur makarnam. Bugün öğlen iki tabak yedim. Akşam yemeğini karpuzla geçiştirdim :) Sesi'nin Makarnası
  • Makarnanızı haşlayıp süzün.
  • Pişme sırasında ayrı bir yerde olgun 3 domatesi rendeleyin.
  • 2-3 diş sarmısağı ince ince doğrayın.
  • 1 veya 2 sosisi dilimleyin.
  • Tüm karışımı zeytinyağı döktüğünüz tavada soteleyin.
  • Sosisler iyice piştikten sonra 1 tatlı kaşığı toz kırmızı biber, tuz, kekik ve istediğiniz baharatları ekleyin. Kekik olmazsa olmazlardan.
  • Servis esnasında rendelenmiş kaşar ilave ederseniz süper oluyor.
Ben makarna sosunu yerken değil hemen piştikten sonra, tencerede karıştırıyorum. Ayrı ayrı ikisine de yağ koyunca ağır oluyor. Makarna yağsız kalırsa yapışıyor. İnanın böylesi daha lezzetli, sos içine işliyor. Hamiş:Yemek fotoğrafı çekmek te pek zormuş. İstediğim gibi olmadı ama idare edin, tadı süperdi, fotoyu takmayın :)

8 Haziran 2009 Pazartesi

Takip Listem ve Photobucket Sağolsun...

Blog yazmadan önce fotoğraf depolamak ve link vermek için imageshack kullanıyordum. Blog yazmaya başladıktan sonra daha pratik ve hızlı bulduğum için photobucket kullanmaya başladım.
Geçen gün sayfama üst yatay menü yapmak için daha önce de çok faydalandığım Takip Listem blogundan kod yüklemeye çalışıp sorun yaşayınca ve bunu yorumlarımda belirtince sağolsun blog sahibi arkadaş bana çok yardımcı oldu. Hatta menüyü benim bloguma uygun uyarlayıp, sorunsuzca bizzat kendi yerleştirdi. Çok teşekkür ediyorum, şimdiye kadarki ve bizzat bu seferki yardımları için. Çok güzel ve faydalı teknik bilgiler var blogunda...
Neyse efendim bu vesileyle ben de bannerımı değiştireyim dedim. Photobucketa yüklediğim bu resme linkvereyim derken iş olsun diye resim düzenleme kısmına girip kurcalamaya başladım. Çok kolay ve hızlı bir menüyle denemeler yaptım. En hoşuma giden resme yazı yazma kısmıydı. Çok çeşitli seçenekler var menüde. Konuşma balonu, animasyon, sticker, katman, tiyaro sahnesi efekti, çerçeveler vs... daha birçok özellik. Çok çeşitli yazı karakterleri de var.
Yine denerken layers butonundan tek bir katman ekleyerek böyle üzerine aydınger konulmuş gibi buğulu bir görüntü oluşturdum. Çok ta sevdim.

Sevgili Günlük- SBS Muhabbeti...

Cumartesi günü nihayet SBS işkencesini bitirdik. Geçen yılda sınava girerken ve çıkarken ağlayan çocukları (EVET ONLAR HALA ÇOCUK) gördükçe kendimi tutamayıp ben de ağlamış ve içimden çocuklarımızı bu saçmalığa layık gören düzene ve düzenleyenlere layıklarını bulmalarını dilemiştim. Sanki onlara çok güzel bir dünya bırakıyormuşuz gibi, bir de bu dünyaya atılabilmeleri için oyundan alıp, dersanelere, etütlere tıkıp, korkudan titretip, o stresle presslenmiş beyinlerini 120 dk.da sınar halde oluşumuz içimi acıtıyor. Aklıma geldikçe, şu an bile gözümün önünden o endişeli yüzleri gitmiyor ve gözlerim doluyor. Geçen yılki sınavdan oğlum kocaman gülümseyerek çıkmış ve o ana kadar hissettiklerim o gülümsemeyle uçup gitmişti. Çok iyi geçti demişti. Sınav sonrası cevap anahtarından yaptığımız kontrolde çıkan sonuçlar öyle demiyordu, çünkü cevapları kodlarken kaydırmıştı ve çok moralimiz bozulmuştu. Bu yıl sınav sırasında beklerken kendim de dahil tüm velileri daha endişeli gördüm. Eşim giderken bildiğimiz yolu bile şaşırdı. Ona belli etmemeye çalıştıkça daha da beter saçmaladık. Kaldı ki, hiçbir zaman çocuğunu notla, puanla ölçen anne- babalardan değiliz biz. Hep dileğimiz insan yetiştirmekti. Sosyal, duyarlı, özgüveni olan, ekmeğini helalinden kazanan, topluma faydalı bir insan olması bizim idealimiz. Notla korkutma, ölçme, aldığı nota kızma olayıyla hiç tanışmadığı halde, kendi sorumluluk duygusundan sanırım, bu yıl o da çok heyecanlıydı. Demek istediğim ister istemez o kitle psikolojisine siz de dahil oluyorsunuz.
Cuma günü moral kahvaltıları vardı. Öğleden sonra ders yapmamışlar ve eve erken geldi. "İstersen Cuma namazına gidip dua et", dedim. "Aaaa iyi olur, geçen yıl da sınav öncesi gittiğim Cuma namazı sonrası ne istediysem o oldu çünkü", dedi. "Nasıl yani, geçen yıl ne istedin ki? " dedim. "70 netim olsun istedim", dedi. "Neden daha çok istemedin?" dedim. "Benden daha çok çalışanlara haksızlık olmasın diye", dedi. Kendi kendime huzura boğuldum o an. Evladımı bir kez daha sevdim. Onunla gurur duydum. Bu dürüstlüğü ileride ona çok kapıyı kapatacak olsa da, çok mutlu oldum. "Eh bu sene daha çok iste o zaman", dedim :)
Dün sınavdan her çıkan çocuk paragraf sorularından şikayetçiydi. Geçen yıla nazaran erken çıkan da yok denecek kadar azdı. Vakit yetmiş ama kafalar bitmişti. Matematikçilere göre Türkçe, Türkçecilere göre matematik çok zordu, falan, filan... Derken bekle bekle en sonlarda oğlum sınıf arkadaşıyla kapıdan çıktı. O an nedense çocuğunuz esir kampından geliyor da, yıllardır da görmemişsiniz gibi duygu oluyor insan. Sarılıp, öptüm donuk, soğuk, her zamankinden daha beyaz yüzünü. "Nasıldı? " dedik. "İyiydi işte" dedi, aynı donuklukla... Tanıdık veliler ve çocuklarla vedalaşıp arabaya ilerlerken, tekrar sorunca ağlamaya başladı. Geçen sınavdan gülerek çıkan çocuğumu bu sefer ağlarken görünce içim fena oldu. Ne için ağlıyordu, kim ağlatıyordu, sebep, sonuç ararken uzun birkaç saniye geçti. "çok zor ve çelişkiliydi sorular, ne yaptığımı bile bilmiyorum", dedi. Eşim de "sana zorsa, herkese zor, ağlamana değmez, açıkta kalacak değilsin ya, bir liseye vereceğiz sonuçta seni", dedi. Dedi ama, ne dediysek yüzündeki o ifadeyi silemedik. Yemeğe götürdük, biraz daha kendine geldi. Salı akşamı mezuniyet baloları var. Kıyafet almak için dolaştık, bütün tezgahtarlara gıcık oldu ve onları da gıcık etti. Bir ara sıkıştırıp, "kendine gel, onların ne suçu var", dedim gülerek. Neyse öyle böyle biraz gazını aldık. Bu arada telefonla arayıp soranlara "morali çok bozuk", dedim. Telefona istemesinler diye...
Takım elbise giymek istemiyorum en fazla spor ceket deyince, tek spor ceket aradık. Çok güzel armalı bir ceket gördük ama bedeni tam oturmadı. Bir yerde istediğimiz gibi bir blazer bulduk. Bu yıl ceketlerde arma olayı çok var sanırım. Şahane bir Osmanlı arması gördüm ama o çekimser kaldı. Bugün de keşke o armayı alsaydım diyor, o başka... İçine beyaz t-shirt, altına da kot giyecek. Altına lacivert spor ayakkabı aldık.
Ben öyle çocuğunu sürekli pış pışlayan, şımartan, her dediğini yapan bir anne değilim. Öyle olmadım hiç birzaman. Tek olmasına rağmen şımarık yetişmedi. Fakat böyle kötü zamanlarında azıcık daha toleranslı, anlayışlı olmak, alttan almak gerekli. Bir de üstüne zaten ergenlik sıkıntıları yaşıyorlar...
Akşam annemlere de uğrayınca eve çok geç döndük. Güneşte beklemekten mi, havadaki nemden mi, kafamızın yorgunluğundan mı bilmem üçümüzün de başı ağrıyordu, gelen kendini yatağa zor attı...
Sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra "haydi soruları kontrol edelim," dedim. Toplanmamış kahvaltı masamızın göbeğine laptopu yerleştirip, kendimize yer açtık. O soruları kontrol ediyor, ben de kağıda cevaplarını yazıyordum. Çok zordu dediği Türkçeden başladık. Doğru, doğru, doğru, doğru, diye işaretlerken başım göğe erdi, diğer bir tabirle ayaklarım yerden kesildi. Sosyali full çıkartmış.(onun deyimiyle :) ) Matematikte çok boşu var, en kötü matematik. İngilizceyle fen de çok iyi. Sonuçta hiç te ağlamasını gerektirmeyen, geçen yıldan çokçok iyi görünüyor şimdiki durum. Netten bulduğumuz bu siteden tahmini puanını hesapladık. Bu hesaba göre istediği okullara girebilme şansı çok yüksek.
Bu gelişmeden sonra çocuğum normale döndü. Eşim keyif sigarasını yaktı. Ben mutfakta üçümüze kahve yaparken Allahıma çocuğumu sevindirdiği için şükredip, azıcık ağladım...
Öğleden sonra oy kullanmak için sandığa tekrar gittik. Burada seçimler iptal olduğu için bugün tekrar seçim yapıldı. Sandık sayısı az olduğundan 19:30 da sonuçlar belli olmuştu. Geçen seçim 3 oyla fark atmış görünen parti bu sefer 1000 küsur oyla seçimi kazandı. Sadece vatandaşlık görevimi yapmak adına gittim. Zaten seçim iki gıcık parti arasındaydı. İki kötüden biri seçildi işte...
Sonuçlar belli olup merak edecek birşey kalmayınca kalabalık bir grupla Alaşara'ya gittik. Bayıldığımız lezzetlere yumulup günü güzel kapattık. Oğlum da arkadaşlarıyla kafa dağıttı...
Herkese mutlu haftalar diliyorum...

6 Haziran 2009 Cumartesi

Sevgili Günlük- Pencere Önleri...

Pencerelerimin önleri...
Seramik corn flakes kaselerim çok fazlaydı zaten, ikisini kaktüsleri ayırırken feda ettim.
Kapağı kırılan porselen demliğim ve kulbu kırılan çok sevdiğim hediye çay fincanım saksı oldular. Evde kırık, çatlak eşya bırakmayı iyi bulmuyorum. Evin dışında birşey olmaz sanırım.
Bu kelebek ve kuşları başka çalışmalarımda da göreceksiniz.
Bunlar Naz ve Ada :) Onların balkonu için de aldım aynılarından.