Sayfalar

10 marifet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
10 marifet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Temmuz 2012 Salı

10 Marifet Sergisi Bağış Etkinliği

10 Marifet'te duyurulduğu üzere çok faydalı bir etkinlik düzenlendi. Sizlerin de haberi olması ve bu etkinlikten diğer blogları veya yakınınızdakileri haberdar etmeniz dileğiyle paylaşıyorum. Blogunuzun görünür bir köşesinde bu görselleri paylaşıp link verirseniz ne güzel olur.


Etkinlik için gönderebilecekleriniz için adresi bigi@pilli.com 'a bir mail yazıp öğrenebilirsiniz. 
Kargo adresini yorum olarak buradan değil; lütfen verdiğim mail adresine yazarak sorun. 
Detayları ilk paragrafta 10 Marifet'e bağladığım linke tıklayıp okuyabilirsiniz.

29 Nisan 2010 Perşembe

Sevgili Günlük- Fiamma'nın Yüzümü Güldüren Sürprizi !

       Salı günü balkonda kahvemi içip dertli dertli düşünürken postacı geldi. Markafoni' den paket bekliyordum ama onu da PTT getirmiyor. Bu ne ki, diyerek merakla aşağı indim. O an aklıma, aylardır alıcıya ulaşılamayan Amerika siparişim geldi. O geri geldi, diye düşündüm. Paketi mıncıkladım. Yok bu benim siparişe benzemiyor. Neyse imzayı attım, gönderene baktım, daha da şaşırdım.
       Paket 10 Marifet'ten tanıştığımız, Elim Sende'de birlikte çalıştığımız arkadaşım Fiamma'dan  gelmişti. Parçalayarak açtım paketi. İçinden çıkanları fotoğrafta görüyorsunuz. Kendi elleriyle yaptığı şipşirin kızlı havlu, yine çok şirin bebek broş, sevimli yumurta veee meşhur sihirli kutularından birini yollamış bana. (Hep bu havlular nasıl yıkanacak diye düşünürdüm. Kızın elbisesini omuzlarından düşürünce :) Havlu kızdan ayrılıyormuş.)
       Kutunun ilk haliyle fotoğrafını çekemedim. Yassı bir şey, içinden kırmızı ve çok sağlam bir iplik sarkıyor. Benim kutum niye kutu gibi değil, derken ipi çekmek geldi aklıma. Çektim ve o yassı şey kutuya dönüştü. Elinizle esneterek ağzını açıp içine istediğinizi koyabiliyorsunuz. Kutularla ilgili Fiamma'nın detaylı ve bol fotoğraflı yazısı burada... Deterjan kutularından yapıyor bu kutuları ve çok çeşitli şekillerde süslüyor. O zamanlar ben de çok denemek istemiştim ama sonra unuttum, gitti.

      Ben yüzüklerimi koydum ve aynamın önündeki diğer arkadaşlarının yanına yerleştirdim. Fotoğraftaki yeşil kutuyu da ben yapmıştım. Bakın burada.

       Canımın çok sıkkın olduğu bir anda geldi ki bu sürpriz paket ve ben açıp, bir de o güzel ve anlamlı mektubu okuyunca öyle dua ettim ki, interneti icat edene. Öyle güzel arkadaşlarım oldu ki benim ve o an öyle çok dua ettim ki sana, Allah yüzünü hep güldürsün Şulecim, ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM... Adresimi el altından bulup bana bu güzel sürpizi yapmış, ben de telefonunu el altından bulayım, dedim ama olmadı, yine kendinden mesajla aldım :) Sesini duydum, sanki 40 yıldır konuşuyormuşcasına konuştuk, dertleştik. Öyle iyi geldin ki anlatamam...

19 Nisan 2010 Pazartesi

Neşeli Keçe Minik İğne Yastığı

Önceki postlarımda bahsettiğim iğne yastıklarımın devamı. Bütün iğne yastıklarımı buradan görebilirsiniz.
       Yoğun fakat bir o kadar da zevkli geçecek bir haftaya girdim. Çok yorulacağım belki ama mutluyum. Hava da güzel. Daha ne olsun... Yarın buralara malum kül blutları geliyormuş. Asit yağmuru da bekleniyor. Şemsiyesiz dışarı çıkmayın. Herkese mutlu haftalar...

15 Nisan 2010 Perşembe

Pembe-Mavi Oyalı Keçe İğne Yastığı

10 Marifette görüp, ben de yapıcam, dediğim ve kendi yorumumla yaptığım iğne yastığım. Bu modelden bir kaç tane daha yaptım. Post sıkıntısı çektiğim günlerde ısıtıp yollayacağım :)
Teşekkürler Farfin :)

Örnek modelde tabanı derden yapmışlardı. Ben keçe kullandım. Annemin atacaklarından toplayıp eve getirdiğim tığ oyalarını da bu şekilde değerlendirdim. Bu oyaların hemen her rengi var. Kim ördüyse yaşıyor mudur kimbilir. Çünkü annem bunları ben parmak kadarken almış...
Bu arada fotoğrafta kırmızı gibi çıkmış ama aslında tabanı çingene pembesi...
Etsy'de satışta. Satın almak isterseniz 5 lira...

1 Nisan 2010 Perşembe

Cic Team Oylaması Sonuçlandı!!! Kazanan Sesiberrrr :))

Eve az önce girdim ve yarın sabah postaya vermem gereken bir siparişim var ama bu postu içimdeki duygularım tazeyken, heyecanımın zerresini yitirmeden yazmam gerek...

         Bugüne kadar hayatımda ya da sevdiklerimin hayatında olan en küçük mutluluğa deli gibi sevinerek geldim. Hayatta başkalarının eften-püften diyeceği şeyler beni ne kadar üzdüyse, yine eften püften şeyler de sevindirdi. Bu oylama da öyle dünyalara duyuracak, havalara uçulacak birşey değil belki başkalarına göre ama ben oylama sürecinde tatlı bir heyecan yaşadım. Yaşadığım en güzel duygu ise beni canla başla desteklemenizdi. İşte bu eften püften birşey değil bence. Bence bu büyük bir mutluluk. Hiç tanımadığım bloglar özel postlar yazarak duyurdular oylamayı. Tanıdıklarım zaten, hem bloglarından, hem özelden beni desteklemek için uğraştılar. Yakınlarım, akrabalarım bir yana, sizler yüzümü bile görmeden, çoğunuz sesimi bile duymadan, sadece bir Türk kadını olduğum için desteklediniz beni. Bu o kadar güzel bir duygu ki; kelimelere sığmaz.
Sonuçta sizlerin sayenizde toplam 709 oydan 208 i bana geldi :) Cic Team blogda bunu
This item had 208 votes out of 709.  (Wow!!!)  bu şekilde duyırmuş :) Bence de WOWWW!!!

       Bunun yanında yaptığım işleri hep sevdim. Kendini beğenmişlik düzeyinde değil ama aşkla sevdim. Oraya bir çöp te koysam destekleyecektiniz beni. Fakat ne yalan söyleyeyim, bakıp bakıp keçe çiçek broşumu hala seviyorum, "vayyy beee ne güzel yapmışım ama", diye :) Ukalalık, narsistlik değil bu, yemin ederim, yaptığım işe, kendime olan güvenim sadece... Arada çok ince bir çizgi var. Tüm samimiyetimle söylüyorum, kendi yaptıklarımı seviyorum ve oylamada temaya en uygun ürünlerden 3 tanesi arasında görüyordum.

       Beni tanıyanlar bunu anlayacak ve yandan muzipçe gülümseyecek, tanımayanlar ise belki ne gereksiz bir özgüven diyecek ama umrumda değil, ben bunu yazmasam çatlardım...

       Bu vesileyle blog arkadaşlarıma, Pasaj forum arkadaşlarıma, 10 Marifet arkadaşlarıma, Facebook arkadaşlarıma, Etsy arkadaşlarıma ve gerçek hayattaki arkadaşlarıma, akrabalarıma ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM...
İşte bu da ödülüm. 1 ay boyunca takım blogumda Etsy dükkanımın widgetı yeralacak.

12 Ekim 2009 Pazartesi

Sonbahar Manzaralı Çay Keyfi...


Tüm fotoğrafları tıklayarak büyütebilirsiniz.

       İki gün önce eşimin şehir dışında olmasından kaynaklanan akşamları dizi izleme, kestane kebap yapma, meyve soyma, çay demleme ve tüm bunları tüketme işlerimden feragat edip çatıya kaçtım. Bu sefer ütüm yoktu, direkt masama oturdum. Gerisini hatırlamıyorum. Saat 02:30 du aşağı indiğimde. Mutluydum, guruluydum. Sevecek bir şeyim daha olmuştu. Tuvalete kalkan oğluma ısrarla gözüne sokup gösterdim. Zorla güzel olmuş dedirttim. Geç gelen eşime o saatte göstermedim, sabah uyanınca gösterdim. Bunu da mı yaptın, dedi. Materyallerin künyelerini sordu. Çok beğendi. Oğluma da, eşime de his testi yaptırdım. Dışarıdaki sonbaharı hissettiklerini anladım test sonucu.

       Sonuçta bu da benim 10 Marifet Sonbahar Yarışması Tasarımım.
Ta ta ta taaammm.
Beğendiyseniz ve 10 Marifet bünyesinde en az üç yazı sahibiyseniz; çekinmeyin tutun :)

  • Dışarıdaki sonbahar teması için mavi zeminde keçe, ağaçta deri kullandım. 
  • Kuş ta keçeden. 
  • Ağacı sadece gövdeden yapıştırdım. Dalları boyutlu görünmesini istediğim için yapıştırmadım. 
  • Tafta kumaştan kestiğim yaprakları çakmakla azıcık yaktım. Onların da boyutlu görünmesi için sacede bir yerinden yapıştırdım. 
  • Kuş ta ayakları üzerinde duruyor. Öne ya da arkaya yapışık değil. 
  • Beyoğlu taşlarını yağmur görüntüsü vermesi için ağaçlı zemine ara ara yapıştırdım. 
  • Pencere yerine geçen şeffaf plastiğin arkasından sıcak silikonla su damlası görüntüsü oluşturdum.


  • Sağ yan duvardaki tablo yo-yo.

  • Perdeleri evde bulunan enli dantellerden kesip, teğelle büzüp, çöp şişe geçirerek hazırladım. Şişin iki ucuna ahşap boncuklar yapıştırdım.
  • Perde bağları boncuklu iğne oyalarından.    
  • Halı geniş keten kurdela. Uçlarından saçak çıkardım ve yapıştırdım.

  • Sol yan duvardaki köpekli tablo da çok önceden yaptığım polimer kil pendanttı.


       Tüm çalışmaya başlamadan önce bulduğum küçük bir kutu kapağı içine pencere manzarasını hazırladım. Zaten tüm ampuller ondan sonra yanmaya başladı. Yapacağım diğer objelerin boyutunu bilebilmek için kutu ayarladım. Fikrimühim' den gelen Selva Makarna kutusunu tüm kutular gibi saklamıştım. Çok dayanıklı, taş gibi bir kutuydu kendisi. Kapağını kestim ve kaplamadan önce pencere olarak hazılardığım ölçüye göre kutuyu maket bıçağıyla oydum. Sonra beyaz yapışkanlı kağıtla düzgünce kapladım. Yine yapışkanlı kağıtla duvar bordürünü yaptım.
  
       Sandalyelerin boyutunu anlayın diye parmağımı olaya bastırdım. Bu arada sandalye yapmak çok zevkli. İşin içinde tel varsa herşey zevkli zaten.


       Sandalyeleri Suzan Geridönmez'in blogunda görmüş ve denemeyi çok istemiştim. Ben gördüğümde sadece ilk aşamanın olduğu postu okumuş ve tel iskelet hakkında fikir edinmiştim. Aklımda kaldığı kadarıyla iskeleti hazırladım. Ondan sonraki aşamaları kafamdan uydurdum. Şimdi onun blogunda yazının devamını okudum, ben biraz kestirmeden gitmişim sanırım. :) Sandalye arkalıklarını ve tablasını hazırlama ve monte işlemini ben daha farklı uyguladım.

       Bu arada Suzan Hanım' ın blogunda çok güzel minyatür ve paper mache çalışmaları var. Mutlaka ziyaret edin derim. Özellikle minyatür porselen tabakları ve teneke içecek kutularından yaptığı galvaniz görünümlü objeler yapmak istediklerim arasında.


Masayı da aynı teknikle çalıştım. Sandalye ve masayı gördüğünüz gibi süsledim. Yaşasın silikon tabancası...





Çaydanlık ve fincanı transparan beyaz polimer kil (fimo marka) yaptım. Çiçek deseni daha önce yaptığım milliefiori bloglarımdan kestim. Hemen fotoğraflamak için kili pişirmedim.

Çalışmanın iç kısmı bittiğinde kenarlarındaki boşluk ve kağıdın potluklarının olması tamamlamam gerektiğini düşündürdü. Evdeki saten biyeyi dört tarafına ortalayarak yapıştırdım. Dantellerle de köşeleri süsledim.

       Tema sonbahar olabilir ama ben o sarıyı sevmiyorum. Donduruyor beni o renk. Dışarıda yağmur da yağsa, yapraklar da dökülse ben toz pembe dünyamı yansıtmak istedim. Sonbahar yeterince vurdu beni. Kullandığım renklerle kendime gelmek istedim.
       Bu ortamda oturup çay-kahve içmek çok keyifli olurdu. Sandalyeler yerine rahat ve sallanan bir koltuğu tercih ederim. Bu tarz sandalyeleri çok severim ama hiç rahat değildirler. Demirleri sırtınıza batar. Battaniyeyi çekip yayılacak bir koltuk tercihimdir. Sahi neden bunu yapmadım ki?????

       Dün yazdan kalma bir gündü. Kerpe' ye balık yemeye gittik. Herkes denize giriyordu. Gerçekten kendime geldim. Sonraki postta çok güzel fotoğraflar paylaşacağım.

1 Ekim 2009 Perşembe

Çilekli Creme Yogo...



Kaç gündür acayip zamanlarda başım dönüyor, çok yemek yiyemiyorum ama canım hep karbonhidratlı mamalar çekiyor. Havalar soğudu ya, vücut istiyor sanırım.

      Bahar çarpar milleti ben cin gibi olurum. Beni sonbahar çarpıyor, keşfettim artık. Eylül ortası daral gelmeye başlıyor, sinirli oluyorum. Her normal insan sonbaharda üretime gaz verir, ben herkesi çarpan bahar aylarında. Dikkat ettim, hep orjinal tasarımlarım ya da yeni bir malzemeyle tanışıp, tasarlama zamanlarım nisan-mayıs aylarına denk geliyor. 

       Dün akşam yemeği yememek niyetindeydim. Herkes karnı tok eve geldi. Ben de akşamüstü atıştırmalık birşeyler yemiştim çayın yanında. Her zaman 10 dk. önce sorduğumda "çok tokum, yemek yemeyeceğim", diyen eşim, klasik 10 dk. sonra "eee ne yiyelim?" demeye başladı. Öğlen yemeğe gelmişti, aynı menüyü istemedi. "Erişte yap, sadece onu yiyelim", dedi. Erişte kelimesinden sonra bana bir haller oldu. Elim ayağım titremeye başladı. Azıcık erişte yapıp, tadımlık aldım tabağıma. Titremelerim arttı. Bayılacak gibi oldum. Yedim, doymadım, anlatılacak gibi değil. "Karbonhidrat ta aldık, daha ne istiyorsun", dedim bünyeye. Tatlı istermiş. Ne zamandır üşenip alışverişe gitmediğim için evde çikolata da yoktu...

       Yazın çikolata yiyemiyoruz biz. Daha sezon açılışı da yapmadık. Nutella hariç çikolata yoktu evde. Nutella da kaşık kaşık yiyemiyorum ben, içimi bayıyor. Çilekli Creme Yogo'lar geldi aklıma. Çok severim kendilerini. 2 paket buldum dolapta. Kendimi kaybetmişçesine mikserle yoğurdu çırpmaya başladım. İş olsun diye üzerini okudum. Aaaa süt te konuluyordu buna... Şişenin dibinde azıcık süt kalmış. Off, puff. Elim ayağım hala zangır zangır. Eşim acıdı halime.Eczaneye koşar gibi süt almaya koştu. Süt geldi, ekledim, çırptım. Geçen haftadan kalan iki şeftaliyi de içine doğradım. Ohhhh, missss, ımmmhhhh, vs... sesler ve duygular içinde iki kup yedim, kendime geldim.


       Kalan kupları bugün pazardan aldığım köy çilekleriyle donatıp, pazar dönüşü titremelerimi bastırmak üzere yedim.

       Vüdunuz sinyaller verdiğinde dinleyin, derim. Hiç yalan söylemiyor çünkü. Öğleden itibaren daha iyiyim. Kan şekerim düşmüş sanırım.

      Pazar pek ilginçti bugün. Köylü pazarı kısmında çilekler,kestaneler,mısırlar ve acı mantarlar yanyanaydı. Bu yılki kadar uzun süren çilek ve acı mantar sezonu görmedim. Pazara gitmeyi, tezgahları izlemeyi, meyveleri, sebzeleri çoook seviyorum. Görsel bir şölen gibi hem de doğaçlama. Balık sezonu da açıldı. Bu akşam mezgit yedik. "Hamsiden bıkacaksınız zaten, böyle mezgit her zaman olmaz", dedi balıkçım. "İyi ki de almışım", dedik ailecek. Çok güzeldiler...


       Sonbahada tasarımı, üretimi gelenlere güzel bir haberim var. 10 Marifet'te cep telefonu ödüllü "Sonbahar Yarışması" başladı. En az 3 yazısı olan bir 10 Marifet üyesiyseniz koşun, gelin...