Sayfalar

aile etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aile etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ocak 2010 Cumartesi

Sevgili Günlük- Ohh, dedik :)


       Bugün itibarıyla 1. dönem sınavlarımız bitti. Çocuğum hergün geliyor. Nasıl geçti? diyoruz. Sevine sevine 45 falan alırım herhalde, diyor. Ailecek pek bir seviniyoruz. Geçen yıl 70 lere burun kıvırırken bu sene 45 e tav olduk.Akşam nostalji yapıp biraz Worms oynadık. Fotoğraf o anlardan kalma...

       Yarın etüt te yokmuş. Büyük ihtimalle öğleden sonra  Avatar'a gideceğiz.

       Bugün dolaplarımı düzelttim, ayıkladım. Üzerimden yük kalktı. Bir haftadır aklımdaydı, işten güçten sıra gelmedi. Sabah kalkar kalkmaz su bile içmeden, ne yaptığımı da bilmeden, hesaplamadan odaya girip taaaa ne zaman aldığım kürk kumaşı ortaya çıkardım. Tam yelek kesiyordum ki, uff canım sıkıldı herkeste görmekten, diye aklımdan geçti. Hatta geçemedi takıldı. Baktım birsürü kumaş ta var. Ceket mi yapsam, derken onu da capelet olarak kestim. Kumaş arttı. Artanla yine bir şapka kestim.

Devamı için başlığa tıklayın.

29 Ekim 2009 Perşembe

Sevgili Günlük- Tabu, Kestane, Cimdik, Saç Çekme....



       Genelde kalabalık olunca, bayramlarda falan oynarız tabuyu. Akşam eve girip daha üstümü çıkarmadan, okulun öğleden sonra tatil olması ve yağmur yağması sebebiyle evde feci sıkılan oğlum, "yemekten sonra upwords oynayalım mı?" dedi. Çatıya çıkıp dün tadı damağımda kalan şapka dikme operasyonumun ikincisine kendimi hazırlamışken, bu özel isteği kıramadım.

       Yemek yedik Ben ortalık toplarken baktım o sehpayı hazırlamış. Son anda daha çok eğleniriz diye tabuda karar kıldık. O sırada klasik kestane kesme görevimi de ifa ettim. Komşum tavsiyesi üzerine, maket bıçağıyla kestim bu sefer. Gerçekten çok daha kolay oluyor. Ben de size tavsiye edeyim. Ucunu fazla çıkarmadan, kibar kibar kesiyorsunuz.

       Kestaneler pişerken ben annemi arayayım, dedim. Tam 25.dk konuşmuşuz. Telefonu kapattım, kestaneleri fırından çıkardım.

       Tabu sonrasında ben çok yorgun düşüyorum. Hala kollarım cımırılmaktan acıyor, saçlarım çekilmekten, çenem sıkılmaktan...

         Kuklalı anlatımda süreyi yettiremiyorum, konuşmadan edemiyorum. Sonra da çıngar çıkarıyorum. Daha kalabalıkla çok daha güzel oluyor. Daha da gürültülü oluyor tabii. Oyun sırasında birbirimize davranışlarımızı gören, bir daha bunlar yüzyüze bakmaz herhalde der, hakaretler havada uçuşuyor ama gülmekten de karnımız ağrıyor.

Salonun loş ışığından dolayı fotoğraflar berbat. Fakat kestaneler çok güzeldi :)

       Yarın sabah oğlum uzun zamandan beri katılmadığı bayrama katılacak. Yağmur da yağıyor, ertelenebilir sanırım.

      Cumhuriyet Bayramımızı kutluyorum ve şu güzelim ülke topraklarında bölünmeden, kardeşçe, refah içinde yaşadığımızı gözlerimi kapamadan görmeyi diliyorum.


28 Ekim 2009 Çarşamba

Sevgili Günlük- Elif' in Bebek Odası...




       Daha önce hamile kolyesinden bahsettiğim kuzenimin doğumu çok yaklaştı. Hatta bugün yolladığı baby shower fotolarının olduğu mailde yarın için bebeği alabileceklerini yazmış.

       Geçtiğimiz haftalarda bebek odasının fotoğraflarını da yollamıştı. Klasiğin çok dışında kullandığı renk ve eşyalarla benim çok hoşuma gitti. Sizlerle de paylaşmak istedim.

       Doğumdan sonra gelen misafirler için hazırladıkları şekerlerin kabına kadar gri-füme tonlarda düşünmüş.

       Biz olsak renk renk çeşit çeşit zıbın, çamaşır vs... alırız. Tek renk, tek model seçmiş hepsini.


      




Çorapları bile gri-beyaz :)


       Daha dün Naz için baby ugglardan bahsetmişken fotolarda görünce gülümseyiverdim. Bebişe de ikiz teyzeleri almış bu minik uggları :)






   Küveti bile gri.




   
       Baby shower için gelenler Elif' ten habersiz kapıda toplanmışlar. Sol baştaki deri ceketli ve sağ baştaki sarışın renkli atkılı olan Elif' in kardeşleri, ikiz kuzenlerim. Aslında çok benzerler ama saç renklerinden dolayı ikiz gibi görünmüyorlar... Çetebaşı bu teyzeler :)

Bu emzikli fotoya bayıldım :)

Ellerindeki pankartta Elif' in bebeklik fotoğrafları var.

   Elif' in kapıdaki şaşkın hali :)






        Biri espri olsun diye, kakalı görünümlü bez getirmiş. Açarken Elif 'in yüz ifadesine dikkat :)



...... ve açtıktan sonra :) :) sanırım fıstık ezmesi bu :)
 


Onlar için dua edin, yarın bebişimiz gelebilir. Dönmediği için sezeryan yapabilirler. Bu akşam dönerse hepimizin istediği gibi normal doğum yapacak.

Güncelleme: Bebişi sezeyanla almaya karar vermişler. Epidural anestezi olacakmış. 9. Kasım' a gün almışlar.

21 Ekim 2009 Çarşamba

Sevgili Günlük- Seçmeler...

       Hafta sonu annemlere mangala gittik. Annemle babamın da 40. evlilik yıldönümleriydi. Biz orada olduğumuz için çıkamadılar tabii :) Babam, "olsun hanım, ben de seni yarın yemeğe götürürüm", dedi, bize nispet yaparcasına. Hepimiz oradaydık. Erkek kardeşim de gelmişti. Güldük, eğlendik...

Bu sözü unutan ben, dün akşam üzeri annemleri aradım. Sonra yine aradım, yine aradım, evde yoktular. Cepten arayacaktım ki aklıma yemeğe çıkmış olabilecekleri geldi. Oğluma bu tahminimi söyleyince, bu ara sık sık hastalanan anneannesi ve dedesi için, " aman acile gitmiş olmasınlar da" deyip, içime kurt düşürdü. O arada kardeşim aradı, annemlerin yemeğe çıktıklarını teyit etti, ben de "ohh" dedim.

       Biz onlara bir sürü romantik yer tavsiye etmiştik. Annem babama ben gezmek istiyorum deyince, alışveriş merkezine gitmişler. Yapı market gezmişler :) Sultanahmet Köftecisi'nin romantik  :) ortamında babam anneme tektaş hediye etmiş. Geçen anneler gününde babamın aldığı yüzüğü kaybedip, ona hala söyleyemeyen annem, bunun acısıyla "bunu yapmayacaktın", demiş. Babam da annemin bu sürprize bayıldığını düşünerek gurur olmuş.
(Babacım blogumu okumuyorsundur umarım.)

       Neyse hafta sonu Ada' yla bol bol oyun oynadık. Oyunu bizzat rol alarak oynamayı çok seviyor. Sen şimdi şusun, şimdi busun denildiğinde, anında rolden role giriyor. Hayal gücü çok geniş, şimdiki tüm çocuklar gibi. O kadar güzel rolüne adapte oluyor ki, ondaki heyecanı gördüğümde içim kımıl kımıl oluyor. Ne güzel şey çocuk olmak. Ne güzel şey Ada' nın teyzesi olmak. Artık büyük tuvaletini de sorunsuz yapabiliyor. 3-4 gün saklıyordu, kakasından korkuyordu. İki haftadır normal insanlar gibi vaktinde ve tuvalete yapabiliyor. Bu alışkanlığın tam kreşe başlamasıyla eş zamanlı edinilmesi de ayrıca sevindirdi hepimizi.

       Neyse işte hafta sonu Ada'yla masal oynadık. Masal oynarken o masalı tiyatro şeklinde oynuyoruz ve bu onun çok hoşuna gidiyor. Geçen sefer onun deyimiyle "Kalpli Kurttan (kötü kalpli kurt) Kaçan 3 Küçük Civcivi" oynamıştık. En hoşuna giden civcivlerin evlerinin yıkılması olayıydı. Yerlere yattı gülmekten. Sonunda kurt bacadan girip kaynar suya düştüğünde, "artık arkadaş olalım, yeme bizi, kurdu öpelim" diye olayı mutlu sona bağladı kendiliğinden. :)

       Bu seferki masalımız Hansel ve Gretel' di. Berkehan oduncu babamızdı. Ada Hansel, ben de Gretel'dim. Ebru (Ada'nın annesi-kardeşim) karşı koltukta Naz'ın yemeğini yediriyor, Naz gözlerini kocaman açmış bizi izliyordu. Oduncu babamız odunlarını keserken, biz Hansel' le sarılıp uykuya daldık. Oduncu babamız saklandı ve ben telaşla uyanıp "Hansel uyan uyan babamız yok" diyerek onu uyandırdım. Ada etrafına müthiş heyecanla bakıp, annesini gözüne kestirip sevinçle bağırdı:

"OLSUN ANNEMİZ VAR" :) :) :)

       Hepimiz koptuk, yerlere yattık. Bu sahneyi defalarca oynayıp, odadaki anneyi, babayı, dayıyı vs... gelen geçeni binbir güçlükle yok sayıp, nihayet pastadan, çikolatadan yapılma evin içine girip, cadı kadına kendimizi kafese kilitlettik. Babamız bizi kurtarmaya geldi ama Ada inatla kafesten ve pastadan evden çıkmak istemedi :) Bu masal da bu şekilde bitti. :)

HAMDİCİK :)

       Geçenlerde aldığım bilekliği görünce oğlum, "aaaaaa hamdicikli kolyenle takım olmuş", dedi. "Hönkkk" diye kaldım. Sonradan anlaşıldı ki, 2 yıl önce eşimin aldığı yusufçuklu  kolyeden bahsediyormuş.
Hamdicik = Yusufçukmuş yani :)
(Bu arada oğlum 14 yaşında :) )

27 Eylül 2009 Pazar

Sevgili Günlük- Ada Sözlüğü 1


yer mantarı ADA



şöfor ADA

tatilci ADA

Kornavida = Tornavida

Yektup = Mektup

Baynu = Banyo

Tulelet = Tuvalet

Devkuşu = Devekuşu

muzur ADA

Bişey olmaz = Bişey değil (teşekküre karşılık)

Önemli olmaz = Önemli değil (özür dilerime karşılık)

Teefon = Telefon

Güzel ev = Yazlık ev

Çirkin ev = Kışlık ev

Vuulu fırça = Pilli diş fırçası

Vuuu = Şarjlı süpürge, saç kurutma makinası

Sükürbe = Süpürge


Bisalak = Bilgisayar

yaramaz ötesi ADA


bebek ADA

uyku mahmuru ADA

Civiti = Tweety

Moonez = Mayonez

Meeme susu = Meyve suyu

Güzel kaave = Nescafe

Çirkin kaave = Türk kahvesi

Adampazarı = Adapazarı

İngilbus = İstanbul- İngiltere arası birşey


abisinin ADA' sı

23 Eylül 2009 Çarşamba

Sevgili Günlük- Bayram Raporu- Günün Blogu Olmuşum :)

1 saat kadar önce eve girdim. Çantaları yerleştirdim. Maillerime bakarken Bloxoo'dan bir sürü mesaj gelmiş, şaşırdım. Bayram mesajlarıdır derken, bir de baktım "günün blogu" seçilmişim. Kategorimde 4-5. sıralardayken bile olmamışken, bloggera giriş sorunu olup tek-tük ziyaretçi alır bir haldeyken, ne yaptım da oldu bilmiyorum ama olmuşum işte.


Bayram her zamanki gibi yoğun geçti.  Her bayram annemlere giderken, annemlerle daha birgün önce görüşmüş bile olsak, eve yaklaştıkça kalbim yerinden çıkacakmış gibi atar, bir an önce uçup gitmek isterim. Bu bayram çok misafirimiz geldi. Biraz da geç kaldık annemlere gitmek için. Her bayram da mutlaka pasta alıp gideriz. Pastanenin önünde, arabanın içinde eşimi beklerken zaman geçmek bilmedi. Geçerken dedemlere uğradık, hemen kalkmak istedim. Bir an önce annemlere gitmeliydim. Yoldan aradım "15 dk. sonra oradayız", dedim. Her zamankinden daha da pırpırdı yüreğim. Eve anahtarla girdim, kapıda kimse yoktu, şaşırdım. Genelde kardeşim, Ada güle oynaya kapıda, hatta annem balkonda bekler bizi. Koridorda kardeşimin eşinin beyazlamış yüzü ve koşuşturmasıyla dona kaldım. "Fenalaştı, fenalaştı, çok fena" diye sağa sola koşturup duruyordu. Sabah babam bağırsakları bozulduğu için acile gitmişti, onu biliyordum, babam fenalaştı sandım. Babam bu nedenle sık sık halsiz düşüp, yatar çünkü. Odaya girdim, annem upuzun yatıyor, herkes başında ağlıyor, erkek kardeşim kilitlenen çenesini açmaya çalışıyor.

O anı bir daha yaşamak istemem. Annem kimseye söylemeden boş bir odaya kendini atıp, baygınlık geçirmiş. Olay henüz olmuş. Eşim 112 yi aradı. Trafik kazası olmuş 2 ambulans ta oradaymış, "daha uzak bir ilçeden ambulans yollayalım ama yarım saati bulur", dediler. Telefonla yardımcı olmaya çalıştılar. Gerçekten  çok ilgilendiler. Biz bu arada aile doktorumuzu çağırdık, annem de yavaş yavaş ayılmaya başlamıştı. Bizi duymuş. "Ambulans istemiyorum", diye işaret etti. Doktor muayene etti. "Kolitten dolayı ağrı şokuna girmiş", dedi. O gün bel korsesini de takmış, o da diyaframa baskı yaptığı için ağrısı çoğalmış. Kalp krizi belirtileri vermiş. Annem arada oluyor böyle ama biz yanında olmuyorduk. Babamlayken olmuştu birkaç kez. Sanırsam da genetik. Aynı şey, 2 teyzemde ve bende de var. Kolit sancısından kaç kez bayıldığımı hatırlamıyorum. Hatta bir keresinde ben de bayram sabahı bayılıp, koridorda halıfleksin üzerine düşmüştüm. Düşmenin şiddetiyle sert halı yüzümü fena halde zımparalamış, kaç gün yüzümde, kollarımda morluk ve çiziklerle gezmiştim. Teyzemse bir sabah postacıya kapıyı açıp bayılmış, postacının ödünü kopartmıştı. Annemse bayılacağını anlayınca kendine yumuşak bir yer seçmiş.

Annemi yalnız bırakmamak için, dün dönecekken, birgün daha uzattık dönüşümüzü. Yarın zaten okullar açılıyor. Maraton başlıyor. Yarın oğlumun yeni okulunda yeni arkadaşlarıyla ilk günü.


Hava çok soğudu. Annemler kaloriferleri yakmıştı bile. Ben de ufoyu çatıdan indirsek mi diye düşünmekteyim.

Annemlerden yine bir şeyler toplayıp getirdim. Eskiden herkesin evinde olan cam büyük meyveliklerden biri annemlerin üst katta öyle durup duruyordu. Bugün anneme "ben bunu alıyorum", dedim. "Ne istersen al", dedi. Pek mutlu oldu. Getirdim, salondaki masamın üzerine koydum, çok yakıştı. Bir de rahmetli anneannemle annem ve babamın olduğu küçük bir fotoğrafı çaldım. Büyütüp, anneme sürpriz yapacağım. Bir sürü de kumaş verdi annem.

Hamiş: Bu sıralar 10 Marifeti sıkı takip edin, ödüllü aktivitelere hazırlıklı olun :)

29 Ağustos 2009 Cumartesi

Bıdık Zilli'den Korktu:)

Bıdık komşumuzun köpeği Zilli'yle ilk kez geçen gün tanıştı. Bıdık bu eve geldiğinde Zilli yazlıktaydı. Hepimiz merak ediyorduk karşılaşınca ne yapacaklarını. Zilli diğer köpekleri hiç sevmiyor. Kedileri çok kıskanıyor. Üstelik çok yaşlı, normal köpek yaşama sınırını şu an geçmiş durumda ama sevgiyle yaşıyor. Kulakları bile az duyuyor. Dişleri dökülmüş. Neyse işte, sahibi bize kahve içmeye gelmişti, eve dönerlerken karşılaştılar. Kendinden büyük köpeklere kafa tutan Bıdık Zilli'den korktu :) Zilli'yi pek sevmeyen eşim "onun köpek olduğunu anlamamıştır, ecinni mi cücünnü mü nedir demiştir", diyor. :) Ben de bu anı kaçırmayayım diye, camdan çektim onları...

22 Ağustos 2009 Cumartesi

Sevgili Günlük- Tatil Gitti, Ramazan Geldi...

Tatilden kalan birkaç foto daha... Erkekim benim :)
Su yatağında güneşlenme olayını iki yıldır keşfettim. Şimdi sezlongda, minderde pişe pişe yatacağına su yatağında havuzda yatarak serin serin ve çok güzel yanılıyor.
Biz Ramazan arifesi döndük. Şirince'ye ait fotoğraflar kaldı, onları da bir sonraki postta yayınlarım. Dün orucun ilk günü münasebetiyle biraz sersem geçti. İkindiye kadar süperdim ama sonraki klasik baş ağrısı her sene olduğu gibi yine oldu, ki ben buna çaybaşım tuttu :) diyorum. Gerçekten de açlık,susuzluk değil de kafeinsizlik başıma vuruyor. İftar sonrası komşumun verandasında su gibi çay içip, 1 saat yürüyelim, diye sözleşip, üstbaş değişmeye eve girip kendimi kanepede sızmış buldum.
Sahurda kendime sert bir espresso yapıp yemek üstüne içtim. Şu an itibarıyla bomba gibiyim.
İlerleyen günlerde yine bol yemekli postlara hazır olun. Ramazanda ben içimdeki aşçıyı çıkarıyorum ona göre :)
Herkese hayırlı Ramazanlar, oruç tutanlara kolaylıklar ve ibadetlerimizin, dualarımızın kabulunü, sadece aç kalanlardan değil, maddi-manevi arınanlardan olmamızı tüm kalbimle dilerim.

13 Ağustos 2009 Perşembe

Sevgili Günlük- Yaramaz Günlük...

Çok suçluluk duyuyorum nedense... Hatta bir de suçluluk duymamdan ötürü de suçluluk duyuyorum kendime karşı. Blogum yemek blogu olma yoluna doğru gidiyor, hadi bunu geçtim iştahım bir açıldı sanırım 2 kilo almışımdır son bir haftada. Yemeyeceğim derken sürekli birşeyler yer buluyorum kendimi. Zaten 2 aydır pilatesi de bıraktım. 10-15 dk.lık birkaç sırt ve karın egsersizi dışında eskisi gibi aşkla, devamlı yapamıyorum. Hele topu, lastiği,matı ortadan bile kaldırdım. Halıda ya da yatakta birkaç nefes, sırtımı açıp bitiriyorum. Karnım hep içeride ama hala :) Sanırım uyurken bile içeride, buna çok seviniyorum işte... Neyse pilates konuşmak, yazmak yapmaktan kolay ya lafım bitmez, burada keseyim. Fotoğraf makinam hobi odamdan indi heeep mutfakta durur oldu. Yaptıklarımı yayınlamaya bile üşeniyorum. Kış gelse de eskiye dönsem diye düşünmekteyim hatta. Hayat lay lay loom geçer oldu. Oysa bana böylesi yaramıyor. Cuma sabahı yola çıkacağız. Bir dünya işim var. Bu sene geç kaldık rezervasyona 5 günlük yer bulduk. 5 ile 7 gün arasında çok fark varmış gibi hissedip valiz hazırlamayı bile son güne bıraktım. Amaaan 5 gün nasılsa, dedim herhalde. Eskiden olsa bir hafta kala valizleri ortaya çıkarır, gelip geçerken doldurururdum içini. Ya ben yılların birikimiyle pratik valiz hazırlamayı öğrendim ya da 5 gün dediğin nedir ki 5 dk.da geçer mantığıyla sallanıp duruyorum. 3 gündür dip boyatmaya gideceğim diyor bahçede çay içer buluyorum kendimi. Yarın artık son gündür, mecburen gideceğim. Tatil alışverişi bile yapmadım bu sefer. Bundan eşim karlı çıktı sanırım. Bugün oğlum mayosunu giydi, aaaaaa boxer kadar kalmış koca mayo. Çocuk büyümüş. Artık yoldan falan alırız yeni bir tane dedik. Terliklerini giydi evvelki gün, daha doğrusu giyemedi. 39 numaraymış, geçen yılki terlikleri. Şimdi 41-42 giyiyor.
Dün ona terlik aldık, ben de dayanamayıp yine bir ayakkabı aldım, pek sevdim, rengarenk, cıvıltılı birşey. Dün burada biryere ev makarnası, katlama siparişi vermiştik. Bu akşamüstü geldi siparişler. Hayatımda o kadar katlamayı birarada görmemiştim. Kayınvalideme, komşuya, anneme, vs... böldüm hala çoklar. Makarnayı tatile giderken serip bırakacağım. Gelinceye kadar kurur. Yemekten sonra çıkıp makarna için bez torba diktim. Keçelerimi aldım, kestim, biçtim, tam dikerken yürüyüşe çağırdılar. Yine şeytana uyup, ardımda garip garip bırakıp gittim cicilerimi ve yayıntılarımı. Yarın akşam fırsat bulursam annemleri görmek te istiyorum. 1 haftadır Bodrum'daydılar. Biz de gidersek kaç gündür görememiş olacağım. Giderken kaza da yapmışlar zaten, neyse ki maddi hasar dışında birşey yok ama ödleri kopmuş.
Şimdi ben bunları niye yazıyorum? Kime ne faydası var? deyip, postu yollamaktan vazgeçebilirim çoğu zaman yaptığım gibi. Olsun Sevgili Günlük ben sana eskiden olduğu gibi kalemle yazıyorum farzet, ben öyle farzedip rahatlıyorum günlük rapor verince. Defteri kapatıp, canım sıkıldıkça açıp açıp okumak çok güzel oluyor ya sonra, ondan işte bu yazış merakım biraz da. Kaynak Eeeee ben bu postta keçe aksesuarlarımı ya da geyik sütü mantarımı ya da kendi yaptığım peçete halkalarımı yazacaktım. Bak yine beni baştan çıkardın Pek Sevgili ve Yaramaz Günlük... Kaynak

7 Ağustos 2009 Cuma

Sevgili Günlük- Samsung NC10 Netbook...

Dün bizim 15. evlilik yıldönümümüzdü. 3 gündür hararetli bir şekilde gece-gündüz misafir ağırladım. Yaptığım işlerden çok sıcak yordu beni. Dün sabah kahvaltımızı yaparken kapı çaldı. Kargo gelmiş. Eşim bana bu oyuncağı almış :)
Hem minik, hem beyaz, hem boyundan büyük özellikleri var. Piyasada 3 rengi var. Diğer seçenekleri siyah ve lacivert. Ben beyaza hasta oldum. Klavyesi de antibakteriyelmiş. Touchpadi biraz dar geldi ama alışırım zamanla. Sığamıyorum, parmaklarım space bara doğru açılıyor eski alışkanlıktan.
Zavallı, emektar laptopum son zamanlarda iyice ağırlaşmıştı, sürekli resetlemek zorunda kalıyordum. Bu eşyalara duygusal bağlanma halime sinir olsam da engel olamıyorum. Eski laptopuma bakıp bakıp suçluluk duymaktayım. Sık kullanılanlarımı yeni netbookuma aktarmam gerek ama yok; laptopuma dokunamıyorum. Buna da dün hiç dokunamadım. Paketi açtım, sevindim, zıpladım ama işim çoktu. Oğluma al, kurcala, birşeyler yükle görevi verdim. Akşam da son misafirlerimi yollayıp mutfağı toplamaya giriştiğim anda eşim geldi. Üç günün yorgunluğuyla üstümden tren geçmiş gibiydi. Hadi biryerlere gidelim, dediğinde o yorgun, bitkin kadın koşa koşa gidip giyinip, süslenip 20 dk. içinde hazır olabildi:) Saat 20:30 oldu bu arada...Sapanca'ya gidelim dedik, sonra Alaşara aklıma geldi. Hem daha yakındı. Gece eve dönerken yorgun ama mutlu o kısacık yolda uyumuşum bile...
Haftaya da doğumgünüm. (13'ünde) Düğün günümüz için tarih seçerken bir 6 Ağustos bir de 13 Ağustos seçenekleri sunulmuştu, düğünümüzü yapacağımız yerden. Ben de eşim bir taşla iki kuş vurmasın diye, doğum günümde düğünümüzün olmasını istememiştim. Şimdi Ağustos'un yarısı şenlikli geçiyor. Diğer yarısı da genelde tatilde oluyoruz. Seviyorum Ağustos'u. Güzel ay, cici ay. Bugün çok şey yapmayı planlayıp hiçbirini yapmadım. Oyuncağımla oynadım. Kişiselleştirdim. Şimdi tam benim oldu. Laptopum hiç olmadığı şekilde kapağı kapalı bir kenarda duruyor. Bakıp, gözlerimi kaçırıyorum. Habertürk'te Adnan Oktar yapmacık ve boş boş konuşuyor. Cüppeli Ahmet'ten iyi rating alan Habertürk, şimdi de bu adamcağızı konuk etmiş. Baktığımda bile tüyleirm diken diken oluyor. Ön yargılarını aşamıyorum dinlerken. Dinimi de, dilimi de rahat bıraksınlar istiyorum. Ramazan da geliyor. Yine dönüp dolaşıp orucu bozanlar, bozmayanlar hakkında konuşan Ramazan hocaları döner kanallarda. Ramazanı maneviyat depolamak adına çok seviyorum. Bence yılda iki kez ruh ve beden detoksu gerekli. Benimki şahsen 11 ay dayanmıyor. Bahar geldi mi boşluyorum biraz maneviyatı. Kandillerle ite kaka Ramazana sağ salim yetişiyorum. Herkese mutlu hafta sonları diliyorum...

28 Temmuz 2009 Salı

Sinema Gecelerimiz...

Son bir haftadır gece eve girdikten sonra evde film izliyorduk. Melekler ve Şeytanlar' ı sonunda izledik. 3 kez daha izleyebilirim. Kitap için de 3 kez daha okuyabilirim demiştim. Genelde kitabını okuduğunuz filmi izlemek sıkıcıdır ya da hayal kırıklığıdır. Taş Meclisi' nde de öyle olmuştu, Hannibal'da da... Melekler ve Şeytanlar ise filme çok güzel taşınmış. Tom Hanks' ı ilk duyduğumda şaşırmıştım. Robert Langdon rolünü ona hiç yakıştıramamıştım. Fakat Hanks'ın son hali rolüne cuk oturmuş. Herkes tam hayal ettiğim gibi, mekanlar da öyle... Hatta Vatikan çekimlerinde turistik gezi yapmış kadar büyüleniyorsunuz, film bu açıdan görsel destek olmuş hayal dünyamıza... Sonra Nicolas Cage' in oynadığı Kehanet' i izledik ve onu da çok beğendim. Nicolas Cage' i pek severim zaten, fiyasko dediğim bir filmi yok. Eşim ve oğlum arada birkaç aksiyon filmi izlediler ama onları ben izlemedim, yorum yapamıyorum. Bu film aşkından sonra bizim sitedeki Hobi Günlerimizden sonra sinema gecelerine de başladık. Dün gece Devrim Arabaları' nı izledik. Çoğumuz vizyondayken izlememiştik. Etkileyici ve gerçekçi anlatımıyla, içinde geçen can alıcı ve can yakıcı replikleriyle filmi çok beğendik. İzlemediyseniz tavsiye ederim. Millet olarak her İstiklal Marşı okunduğunda ağlarız, bayrağımızı görsek ağlarız, transfer ettiğimiz yabancı uyruklu sporcularımızın başarılarıyla övünürken bile ağlarız, onlar parayla da olsa bizimdir ya artık... Sonuçta ağlak bir milletiz işte... Fakat o şartlarda, o kadar taş koymaya rağmen biz gerçekten otomobil üretmişiz yahu. Üstelik o otomobilden son kalan biri hala tıkır tıkır çalışıyormuş. İşte buna gel de ağlama...
Burası bizim mutfağın camı ve yan duvarı :) Film esnasında sıcak, soğuk içecek, çerez, taze fındık, sigara tüketimi serbest :) Herşey self servis... Dün akşamki aceleye geldi 2 hoperlorla izledik. Bu akşam sinema ses sistemi kurulacak ve istek üzerine Al Pacino ve Robert De Niro' nun oynadığı Orjinal Cinayetler'i izleyeceğiz. Aaa bir de film normalde 22:00 da başlıyor fakat 21:30 'da ısınmak için bir bölüm Sponge Bob seansımız da var...
Bu arada oğlum SBS yerleştirme sonuçlarına göre istediği okula girmeye hak kazandı. 3. tercihimizdi fakat ulaşım açısından da, eğitim açısından da asıl gönlümüzde yatandı. İkinci ve üçüncü yerleştirmeye sanırım müracaat etmeyip, kaydını yaptıracağız. Tatil rezervasyonumuzu da dün yaptırdık. 14 Ağustos' ta giriş yapacağız. Biz döneceğiz Ramazan başlayacak. Geçen sene de öyle olmuştu. Geç tatile gitmek iyi oluyor. Erken gidince tatil yaptığını unutuyor nankör bünye :)

25 Temmuz 2009 Cumartesi

Hamiş Çanı :)


Dün Hollanda'daki kuzenim Elif eşiyle birlikte bizdeydi. İlk hamileliği ve biz onu bu şişko haliyle ilk kez gördük, göbüşünü sevdik. Oğluşu elimize tekme attı, güldük, eğlendik. Geldiğinden beri boynundaki uzuuun kolye dikkatimi çekmişti. Sonra öğrendim ki bu normal bir kolye değilmiş. İçinde minik bir çan-zil türü birşey var. Anne hareket ettikçe bebek te bu sesi duyuyormuş. Yanında takılı metal sallantıda da bebeğin beklenen doğum tarihi yazıyor. Ayrıntılı fotoğraf Etsy'den.

Şu klasik hamile pozundan ver bakalım, dedim. Elif te verdi :)


16 Temmuz 2009 Perşembe

Naz'a Elbise...

Bu etekleri teyzem Hollanda'dan getirmişti. Pastel tonlarda tüm renkleri mevcut. İncecik lycralı havludan yapılmış. Naz' ın bunları etek olarak giymesi için önünde 4-5 yıl daha vardı. Ben de birini çaktırmadan alıp aklıma ilk geleni uygulamak istedim.
Önce yo-yolar hazırladım. Fotoğraftakinden daha küçük daireler hazırladım. Bunlar ilk kestiklerim. Gözüme büyük gelince küçülttüm çaplarını.
Bahçeye kurmuştum çilingir soframı :) Komşularım da masamın bir köşesine sıkışıp dergi kıvırdılar. Onlardan yaptıklarımızı da daha sonraki günlerde görebilirsiniz.
Yo-yoların üzerine keçeden daireler kesip, dikip süsledim. Çiçeğin birini keçeden yaptım. Sapları zincir işi tekniğiyle işledim. Beni görünce kaçan bir de kelebek kondurdum keçeden...
Askılarını neyden yapsam, neyden yapsam diye süslediğimden daha fazla düşündüm. Narin omuzlarını acıtmasın istedim tatlışımın. Yo-yoları yaptığım kumaştan kulaklı bantlar hazırlayıp diktim. Fotoğraf çekerken bağladım. Üzerinde ölçüp, düğme dikerim belki diye düşündüm. Geçen akşam kardeşime gittiğimizde giydirip fotoğraflamak istedim ama diş çıkarıyor sanırım, çok keyifsizdi. Yormak istemedim. Kısa süre sonra da uyudu zaten. Altına da renkli, fırfırlı, komik şortlarından giyerek kombinler sanıyorum.