
Dün nihayet çerçevelerin ve verandanın boyanmasıyla evin bu sezonluk bakım ve tadilat işleri bitti sanırım. Hayatımda görmediğim derecede temiz, düzenli ustalarla karşılaştım. 3 kişi sabah 9:00 da geldiler. Evin heryerine dağıldılar. Elektrik süpürgesini de istediler. Zımpara tozlarını süpürdüler. Yanlışlıkla döktükleri, bulaştırdıkları heryeri sildiler. Onlar en son dış kapı, kiler tarafındayken ben verandayı yıkayıp yerleştirdim. O sırada oraya gelip, görünce, niye yıkadınız, taşıdınız, biz yapardık, diyerek, kendimi Harikalar Diyarı'ndaki Alis gibi hissetmeme sebep oldular. Akşam 18.30 da koca evin bütün çerçeveleri, veranda ve kiler, dış kapı vs... boyanmış, ortalık toplanmış, ustalarımız grand tuvalet giyinmiş bize kibarca veda ediyorlardı. Yatıya kalın, diyesim geldi. Peşlerinden normal bir süpürge gezdirip, sildim o kadar. Camları bile silmedim. Ne bir vernik kalıntısı ne de parmak izi yoktu. Neyse ben dünden beri tüm çevreme öyle bir anlattım ki onları, Fikri Mühim kampanyasında olsak, şahane rapor verirdim bu sevinçle, memnuniyetle. Hepsi bir yana geçen hafta gelen ömür törpüsü ustalardan sonra ilaç gibi geldiler.
Akşam 20:30 gibi işimiz, duşumuz bitmiş, verandada hiçbirşey olmamış gibi akşam yemeğimizi yiyorduk.

Bugün dünden kalan rahatlamayla sabah ta oğlumun hafta sonu girecek olduğu SBS sınavından dolayı, okula değil, dersaneye gitme tercihiyle erken kalkmadık. Keyifli bir kahvaltı ve arkasından komşularla uzun bir kahve muhabbetinden sonra sözleşip 14:00 gibi evden çıktık. Ayça'nın geri gelen elini tekrar postaya vermem ve bir arkadaşta toplanmamız gerektiği için ben çarşıda onlardan ayrıldım. Postanedeki işimi görüp arkadaşıma gittim. Unutkanlık had safhada ya; o toplaşma günü bugün değil, perşembeymiş. Arkadaşımın "olsun, gel otururuz", ısrarlarına rağmen, evinin kalkmış-gidiyor tabir edilen durumda oluşu ve onu sıkıntıya sokmak istemeyişimden dolayı "perşembe görüşürüz" diyerek, yine çarşıya attım kendimi. Biraz market alışverişi yapıp, geldiğim grubu aradım. Onlar da çiçekçideymiş. Ben de oraya gittim. Bahçeye kasa kasa çiçekler alıp, eve döndük. Çiçekleri dikip, çayımızı içtik. Çay faslı sonrası "enginar ayıklama ve pişirme kursu" alıp eve gelip enginarlarımı ayıklayıp, pişirdim. Hayatımda ilk kez yaptım bunu. O kocaman bitkiyi kese, kopara minnacık birşey kalıyor geriye. Annem hep ayıklanmış alır ve hep o pişirirdi. Böyle zahmetli olduğunu bilmiyordum. Sonuçta bir daha ya enginar almamaya ya da sadece ve sadece ayıklanmış almaya kendi kendime söz verdim.
Zaten lezzet bakımından çok ta özlenecek bir sebze değil, vitamin olsun diye arada bir yenilebilir o kadar...
En büyük PATATES, başka büyük yok!
Yemekten bir süre sonra yağan yağmurla gelen miss gibi toprak ve hanımeli kokularının eşliğinde 1 saat kadar yürüyüp, arkasından komşumuzun balkonunda, bol muhabbetli yaprak sarma eşliğinde çay içip (niye yürüdüysek), arkasından dondurmaları götürdük. Sonra keyif için ağır tempoda 5 tur daha yürüdük.
Oğlum hala arkadaşlarıyla dışarıda. Onlar da başka bir verandada çekirdek çitleyip, gülüşüyorlar. Hafta sonu SBS var. Biraz rahatlasın, gevşesin istiyorum. Olsa da bitse şu SBS...
Bizler yaz ve yazlık moduna girdik, darısı isteyenlerin başına...
