Sayfalar

28 Ekim 2009 Çarşamba

Sevgili Günlük- Elif' in Bebek Odası...




       Daha önce hamile kolyesinden bahsettiğim kuzenimin doğumu çok yaklaştı. Hatta bugün yolladığı baby shower fotolarının olduğu mailde yarın için bebeği alabileceklerini yazmış.

       Geçtiğimiz haftalarda bebek odasının fotoğraflarını da yollamıştı. Klasiğin çok dışında kullandığı renk ve eşyalarla benim çok hoşuma gitti. Sizlerle de paylaşmak istedim.

       Doğumdan sonra gelen misafirler için hazırladıkları şekerlerin kabına kadar gri-füme tonlarda düşünmüş.

       Biz olsak renk renk çeşit çeşit zıbın, çamaşır vs... alırız. Tek renk, tek model seçmiş hepsini.


      




Çorapları bile gri-beyaz :)


       Daha dün Naz için baby ugglardan bahsetmişken fotolarda görünce gülümseyiverdim. Bebişe de ikiz teyzeleri almış bu minik uggları :)






   Küveti bile gri.




   
       Baby shower için gelenler Elif' ten habersiz kapıda toplanmışlar. Sol baştaki deri ceketli ve sağ baştaki sarışın renkli atkılı olan Elif' in kardeşleri, ikiz kuzenlerim. Aslında çok benzerler ama saç renklerinden dolayı ikiz gibi görünmüyorlar... Çetebaşı bu teyzeler :)

Bu emzikli fotoya bayıldım :)

Ellerindeki pankartta Elif' in bebeklik fotoğrafları var.

   Elif' in kapıdaki şaşkın hali :)






        Biri espri olsun diye, kakalı görünümlü bez getirmiş. Açarken Elif 'in yüz ifadesine dikkat :)



...... ve açtıktan sonra :) :) sanırım fıstık ezmesi bu :)
 


Onlar için dua edin, yarın bebişimiz gelebilir. Dönmediği için sezeryan yapabilirler. Bu akşam dönerse hepimizin istediği gibi normal doğum yapacak.

Güncelleme: Bebişi sezeyanla almaya karar vermişler. Epidural anestezi olacakmış. 9. Kasım' a gün almışlar.

27 Ekim 2009 Salı

Naz' a Pazen Elbise


       Kumaşçıya yaşlı kadın pazeni istiyorum dedim. Eteklik mi? dedi. Sinir olurum alacağım şeyden ne yapacağımı soran erkek esnaflara. Senin mutfak perdesi diye sattığınla elbise bile diktim ben, banyo peştemalinden de yine elbise diktim. Hadi nalburların sorularına alıştım, onlar haklı bir nebze de, tuhafiyecilerin soruları gerçekten tuhaf ve bunaltıyor beni.

       Bayan esnaflar daha bir anlayışlı ve tuhaflıklara açık. Mesela geçen masa örtüsü kumaşına bakarken, kadın bana, "siz bundan masa örtüsü yapacakmış gibi bakmıyorsunuz pek", diyerek gülümsedi.

      Aman neyse işte, geçen bayram Naz için diktim bu elbiseyi. Kalıbını annemin ördüğü bu elbiseden çıkardım. Yoksa gözümle kestiremiyorum bebek ölçüleirni ben. Robalı, kollarda ve roba altında ikişer pili yaptım. Olmazsa olmaz kuşumu keçeden kesip, diktim. Yaka ve roba dikişini sutaşıyla süsledim.Yakası biraz açık olmuş, eve geri getirdim. Kalan kumaşla da bandana dikmiştim, ne yapsam ne yapsam derken yaka genişliğinde lastik ördüm ve yakaya diktim.

       Öyle pembe falan değil, siyah ya da sütlü kahve kilotlu çorapla, yine pembe olmayan bir renkte ugglarla giymesi şartında vereceğim ona :)
Mesela bunlar gibi...

 


26 Ekim 2009 Pazartesi

Sevgili Günlük- Masa Örtülerim vs...


        Önceki postumda Mudurnu gezimizden bahsetmiştim. Bu masa örtülerini oradan aldım. Çini desenleri çok hoşuma gitti. Gelince hemen makinaya attım, hiç boya da vermediler.


Bugün bahçedeki masama serdim bile birini...

       Normal boyutta masa örtülerinin yanında bu parçaları da gördüm. İlk Bıdık' a almak geldi içimden. Sonra renk seçimi yapamadım 5 tane aldım. Abisi siyahını beğenip taktı ona. Geçen ay ona diktiğim t-shirt eskimişti, fuları da en son balık ziyafetinden sonra yanına yaklaşılmayacak kadar kirlenmişti, onları attık. Yeni fularıyla Bıdık. Uykudan zorla uyandırdım. Poposunu kaldıramadı bir zahmet.



       Önceki yazımda bahsettiğim gibi Mudurnu'ya giderken Sarot'a uğradık. Sarot haritada gördüğünüz bölgede yapılmaya başlanmış, eğer bittiğinde vadettikleri gibi olursa süper lüx termal tesisler ve Marmara' nın 2. büyük kapalı ve açık aquaparkının olacağı, devremülk şeklinde işletilen bir termal tesis. Satış temsilcilerinin örnek binayı bize gezdirirken verdikleri bilgilere göre tüm bloklar birbirine tünellerle bağlı (termal havuzlardan çıkıp ısı farkından etkilenmemek için), 16 termal havuzu olan ve bunların bilinçli kullanımını sağlamak için 11 alanında uzman doktor tarafından, kişilerin yönlendirileceği, ozon terapi, çamur terapi vs... bitki banyoları kullanımı, SSK, Bağ-Kur, Emekli Sandığı ve özel sigorta kurumlarıyla anlaşmalı, karda havuz keyfi yapabileceğiniz havuzları bulunan devasa büyüklükte bir tesis. Ayrıntılı bilgi sitelerinde var.

       Pazar günü kahvaltı sonrasında Cumartesi grubumuzdan eşleriyle birlikte tekrar görmeye gidenlerden üç aile de akşam döndüklerinde birer devremülk sahibi olmuşlardı. Ödeme koşulları da çok uygun. 1+1 daireleri 2.000 lira peşinat, 300 lira x 22 ay taksitle almışlar. 2+1 ve üzeri dairelerde fiyat değişiyor doğal olarak. Aylık bakım aidatları da 40 liraymış. En cazip yanı da devremülk tarihlerinin sabit olmayışı. İstediğiniz takdirde kendi döneminizi kullanmak yerine becayiş yapıp başka dönemde de tatil yapabiliyormuşsunuz. Örnek daireleri de çok güzeldi.

Sevgili Günlük- Mudurnu...


Cumartesi 15 kişilik bir grupla Mudurnu' ya gittik. Çoğu daha önce gitmiş ama ben ilk gidiyordum.


Küçük ilçeye girer girmez konaklar gözünüze çarpıyor. Fotoğraftaki bizim yemek yediğimiz konak. Başka bir konağın bahçesinde de kahvemizi içtik.

       Masalar, sandalyeler tarihi dokuya uygun olarak kendi haline bırakılmış, doğal görünümleriyle kullanılıyordu.

       Konaklarda konaklamak mümkün. Odalar aşağıdaki gibi. Eskinin gömme banyolarının içine klozet ve duş konularak banyo olayı da halledilmiş. Temiz görünüyordu ama çok konforlu olduğu söylenemz. Konağın alt katı ve bahçesi restaurant olarak kullanılıyor. Odalar üst katlarda. Üst katlara ayakkabılar çıkarılarak çıkılıyor. Yerler ahşap zemin üzerine halı döşeli.

       Ben böyle yerlere kalmak açısından, sadece karşıdan bakıp beğenmeyi tercih edenlerdenim. Biraz hijyen takıntım var. Ailecek hepimizde var aslında. Burada kalır mısınız? deseniz, ııh kalmam. Görünürde kötü birşey görmedim ama takıntılıyım malesef. Mesela sürahi yerine bakır ibriklerle yemekte su getiriyorlar. Ben içini göremediğim nesnelerden su içemiyorum. Testiden de içemem. Su da sanırım kuyu suyuydu kimse içemedi. Şişe su istedik. Kuyu suyunun ağır, yapışkan bir tadı var. Dişlerinize suyun yapıştığını hissediyorsunuz.

       Yemeklerinden dombay fasulyesi, kaşık sapı, ev baklavası, un helvası meşhurmuş. Ben kurufasulye sevmem. Fakat yiyenler beğendi. Kaşıksapı bana çok değişik gelmedi. Kulak deriz biz. Suyla yoğrulan hamurdan kare kare kesip ortasından büzeriz. Tereyağı, peynir ya da sarmısaklı yoğurtla yeriz. Ona benziyor. Farkı üzerine keş, ceviz ve tereyağı dökülmüş. Bolu eriştesi yiyenler bilir, erişte kaşık sapından daha lezzetli.

       Tatlı olarak baklava ve un helvası geldi. Baklava duble en ve boyda, çok tatlı değil, içi çok iyi pişmiş, kuru ve çok lezzetliydi. En çok onu sevdim. Un helvası sevmem ben. Yiyenler bayıldı.

       Oraların ekmeği meşhurdur. Konakta yöresel yemek yerken bildiğimiz beyaz ekmeğin servis yapılması hepimizi şaşırttı. Önden köy ekmeği ve tereyağ beklentimiz suya düştü.

       Pazarından bazıları fasulye, esmer pirinç aldılar. Yakın olduğumuz için buralara da getiriyorlar, taşımaya değmez diyerek, ben almadım.

       Sonuç itibarıyla Mudurnu' yu çok gelişmemiş, gelişmeye de pek niyeti olmayan bir yer olararak buldum-bulduk. Biz de çok büyük bir yerde oturmuyoruz ama bizim memlekete girince büyük şehire gelmiş kadar olduk hepimiz.

Konağın içinde her odanın kapısında bu tarzda tabelalar vardı. Elektrik anahtarları da çok ilginç ve şıktı.

Pazarını, çarşısını da gezdik. Küçücük biryer zaten. Otantik eşyalar satan biryerden masa örtüleri vs... aldık. Onları yıkadım. Daha sonraki postta gösteririm. Desenlerine bayıldım.

Bir de kumaşçıda tüm yaz boyu aradığım tülbent kumaşların çok çeşitlerini gördüm. Fakat çok pahalıydı. Bir de işçilik katınca hazırını almak daha mantıklı diyerek, almaktan vazgeçtim. Bir tuniklik kumaş yaklaşık 60 liraya geliyordu. Genel olarak Mudurnu esnafı bana biraz fazla uyanık geldi. Herşey normal fiyatının en az 2-3 kat üzerindeydi. Böyle bir yerde turist kazıklama mantığı bana çok normal gelmedi.

Mudurnu beni çok cezbetmedi açıkçası. Fakat grubumuz şenlikli ve yolculuğumuz güzeldi.

Giderken Sarot' a uğradık. Onu bir sonraki postta yazarım.

Mutlu haftalar...


23 Ekim 2009 Cuma

Gülşen Bubikoğlu Elbisesi Diktim :)


       Kumaşı ilk gördüğümde aklımdan geçen buydu. Gülşen Bubikoğlu elbisesi dikeceğim, dedim, diktim-rahat ettim. Kalıpsız çalıştım.Hatta kumaşın üzerinde çizim yaptım diyebilirim. Belden kesik. Etek kısmını verev kesim yaptım. Bunlar son provadan görüntüler. Ufak tefek işleri kaldı. Bu kemeri 1 liraya aldım. Kumaşın metresi 4 lira. Delikli triko olduğu için astarladım. İlk fotodaki 3 yıl önce kendi diktiğim triko şalım.

       İlerleyen günlerde asıl mesleğimle daha çok haşır neşir olacağım. Bu kış ahdettim; sadece yarım kalan yatak örtümü bitirip, dikiş dikeceğim. Daldan dala konmayacağım. Şahidimsiniz. İşte buraya yazdım :)
Yeni dikiş makinam süper bu arada...

Polimer Kil Çikolata Serisi...


       En sevdiğim Fimo markanın bakır efektlisi (metallic cooper -27) ile yaptığım çalışmalar.

        İlk takımda kenardaki silindir şeklindeki boncukları ahşap boncuk üzerine kaplama çalıştım. Pendantın üzerine yaptığım renkli şeritlerden, boncuk üzerlerine de yapıştırdım. Boyun kısmını floş iple tamamladım. Küpede renkli şeritleri biraraya getirip sararak o spirali oluşturdum.
 
      Pendanttaki karenin içinde uzun gelip kestiğim kapı boncuğunun akrilikten yapılan bir parçasını kullandım. Pişince ne olur acaba, dedim ama birşey olmadı :)

       Araya damarlar kattığım bakır fimonun üzerine hamur açma makinasıyla yaprak altın varak geçtim. Kalan hamurdan küpe ve üst boncuğu yaptım. Dikiş efekti vermek için ebeşuarla hafifçe bastırdım.

 

        Bu takımda baskı tekniği uyguladım. Yine bakır efektli hamura görünen şekli verdikten sonra, kurdela kapamayla kenarları kapattım. Bu aşamada kurdela kapama aparatını pense yardımıyla oldukça açın ve hamuru için yerleştirdikten sonra çok fazla olmamak şartıyla sıkıştırın. Çok sıkıştırısanız hamur inceleceği için sonrasında tutmayacak, kırılacaktır. Sadece dişler hamura biraz geçecek kadar kapatmanız yeterli. Pişince çok sağlam oluyor, merak etmeyin. Bu işlemi kesinlikle hamur pişmeden yapmanız gerekmekte.

       Baskı yapacağınız objeyi (ben desenli bir boncuk kullanmıştım) hamur üzerinde hafifçe bastırarak gezdirin.
Piştikten sonra parmak yaldız geçtiğinizde desenler daha net görülecektir.
 
      Bu küpede de yine Fimo bakır efektli  ve Fimo sedef efektli beyaz (metallic pearl -08) karışımı kullandım. Makinadan geçirdiğim karışımı kretuar ile kesip, üzerine ucu içeride olan tükenmez kalem ile hafifçe bastırdım.

        Sedefli hamur pişince olağanüstü güzel oluyor. Aslında tüm efektli hamurları pişirmeden rengini anlamıyorsunuz. Ben Fimo' nun glitter efektli kırmızı (glitter red  -202) haricindeki tüm efektli hamur renklerine hastayım. Onu sevmedim, hiçbirşeye de yakıştıramadım. Pişince acayip çirkin bir renk oluyor.