Sayfalar

22 Ekim 2009 Perşembe

Naz' a Elbise


       Bu elbiseyi annem Naz' a yazın boş dururken örmüştü. Süslemem için bana bıraktı. Daha nasılsa giymez diye el atmamıştım. Havalar soğudu, annem elbisenin akibetini merak eder oldu. Ben de geçen akşam oturup süsledim.


      Mantar aplikesinin içini dolgulu yaptım. Fotoğrafta çok belli olmamış ama tontiş tontiş duruyor. Kelebek yo yodan. Yo yoyu ortadan büzüp, anten yapınca kelebek oluverdi. :)

İşlemeleri elişi orlonuyla, zincir işi tekniğiyle yaptım.
Elbisenin etek uçarındaki minik dilimler çok hoşuma gitti.
Annem belindeki ipi kendi ipinden burup yapmıştı, ben onu çıkarıp yerine bu ebruli şerit iplerden geçirdim. Elbisenin rengi aslında fotoğraftakinden daha canlı bir yeşil. Bugün fotoğraf çekerken hava kapalıydı, gerçek rengi ortaya çıkaramamışım.

Bu da arkadan görünüşü.

Daha önce Naz için yaptığım  saç tüpü burada...

(bu arada Naz 5 Kasım'da 1 yaşına giriyor ama hala kel sayılır .) )

Yine daha önce Naz' a yaptığım elbise süslemesi de burada...

21 Ekim 2009 Çarşamba

İki Farklı Usulde Türk Kahvesi...

Hep yazacağım unutuyorum. Bu akşamki balığın üzerine içtiğimiz Türk kahvesinin üstüne de bu postu yazayım dedim.

       Türk kahvesi yapmayı bilmeyen yoktur sanırım. Buradaki Boşnak kökenli bir arkadaşımdan öğrenip çok beğendiğim iki ayrı pişirme yöntemi paylaşacağım. Mutlaka deneyin derim.

 Sütlü Türk kahvesi (durun hemen aaa sütlü kahveyi biliyoruz herhalde, demeyin.
        Bildiğimiz büyük fincanlarla içilen sütlü kahve değil bu.)
       Normal Türk kahvesi ölçülerinde kahve,şeker kullanıp, su yerine içeceğiniz fincan sayısı kadar süt koyup, su yerine sütle pişiriyorsunuz. Emin olun çok güzel oluyor.

Çikolatalı Türk kahvesi (şekersiz içenlere göre değil)
       Bildiğimiz Türk kahvesi ölçülerinde kahve ve su koyduktan sonra, şeker yerine çikolata koyuyorsunuz. Tarifi veren arkadaş madlen çikolata koyabilirsin demişti. Evde hep fıstıklı çikolata olur. Ben de bir kaşık Nutella koydum. Harika, kıvamlı, bol köpüklü, içimi nefis bir kahve oluyor. Ben bu tarifi sütlü olandan daha çok seviyorum. Hemen hemen bir aydır hep bu tarifle kahve yapıyorum. İkram ettiklerimden (en koyu tiryakilerden bile) de beğenmeyen olmadı. Hatta geçenlerde yakındaki bakkalda Nutella bulamayıp yeni çıkan Sarelle' yi almıştı oğlum. Nutella' dan sonra başka krem çikolata yiyemez olduk ama yeni çıktı diye bir şans tanımıştık. IIh olmamış, yine beğenmedik. Şimdi kahveye o Sarelle' yi kullanıyorum. Ekmek üzerinde sevmedik ama bu şekilde  tüketmiş oluyoruz.

       Arkadaşım bir de sodalı kahveden bahsetti. Su yerine soda koyup yapılıyormuş. Onu henüz denemedim. Eşim kahveyi yanında su yerine sodayla içer. Demek ki yakışıyor.

Fotoğraf yok, içtikten sonra aklıma geldi. Şu anda toplanmamış bir masa ve kirli fincanlar beni bekliyor.

Siz de bu akşamki ya da yarın sabahki kahvenizi böyle yapın bakalım beğenecek misiniz...

Sevgili Günlük- Seçmeler...

       Hafta sonu annemlere mangala gittik. Annemle babamın da 40. evlilik yıldönümleriydi. Biz orada olduğumuz için çıkamadılar tabii :) Babam, "olsun hanım, ben de seni yarın yemeğe götürürüm", dedi, bize nispet yaparcasına. Hepimiz oradaydık. Erkek kardeşim de gelmişti. Güldük, eğlendik...

Bu sözü unutan ben, dün akşam üzeri annemleri aradım. Sonra yine aradım, yine aradım, evde yoktular. Cepten arayacaktım ki aklıma yemeğe çıkmış olabilecekleri geldi. Oğluma bu tahminimi söyleyince, bu ara sık sık hastalanan anneannesi ve dedesi için, " aman acile gitmiş olmasınlar da" deyip, içime kurt düşürdü. O arada kardeşim aradı, annemlerin yemeğe çıktıklarını teyit etti, ben de "ohh" dedim.

       Biz onlara bir sürü romantik yer tavsiye etmiştik. Annem babama ben gezmek istiyorum deyince, alışveriş merkezine gitmişler. Yapı market gezmişler :) Sultanahmet Köftecisi'nin romantik  :) ortamında babam anneme tektaş hediye etmiş. Geçen anneler gününde babamın aldığı yüzüğü kaybedip, ona hala söyleyemeyen annem, bunun acısıyla "bunu yapmayacaktın", demiş. Babam da annemin bu sürprize bayıldığını düşünerek gurur olmuş.
(Babacım blogumu okumuyorsundur umarım.)

       Neyse hafta sonu Ada' yla bol bol oyun oynadık. Oyunu bizzat rol alarak oynamayı çok seviyor. Sen şimdi şusun, şimdi busun denildiğinde, anında rolden role giriyor. Hayal gücü çok geniş, şimdiki tüm çocuklar gibi. O kadar güzel rolüne adapte oluyor ki, ondaki heyecanı gördüğümde içim kımıl kımıl oluyor. Ne güzel şey çocuk olmak. Ne güzel şey Ada' nın teyzesi olmak. Artık büyük tuvaletini de sorunsuz yapabiliyor. 3-4 gün saklıyordu, kakasından korkuyordu. İki haftadır normal insanlar gibi vaktinde ve tuvalete yapabiliyor. Bu alışkanlığın tam kreşe başlamasıyla eş zamanlı edinilmesi de ayrıca sevindirdi hepimizi.

       Neyse işte hafta sonu Ada'yla masal oynadık. Masal oynarken o masalı tiyatro şeklinde oynuyoruz ve bu onun çok hoşuna gidiyor. Geçen sefer onun deyimiyle "Kalpli Kurttan (kötü kalpli kurt) Kaçan 3 Küçük Civcivi" oynamıştık. En hoşuna giden civcivlerin evlerinin yıkılması olayıydı. Yerlere yattı gülmekten. Sonunda kurt bacadan girip kaynar suya düştüğünde, "artık arkadaş olalım, yeme bizi, kurdu öpelim" diye olayı mutlu sona bağladı kendiliğinden. :)

       Bu seferki masalımız Hansel ve Gretel' di. Berkehan oduncu babamızdı. Ada Hansel, ben de Gretel'dim. Ebru (Ada'nın annesi-kardeşim) karşı koltukta Naz'ın yemeğini yediriyor, Naz gözlerini kocaman açmış bizi izliyordu. Oduncu babamız odunlarını keserken, biz Hansel' le sarılıp uykuya daldık. Oduncu babamız saklandı ve ben telaşla uyanıp "Hansel uyan uyan babamız yok" diyerek onu uyandırdım. Ada etrafına müthiş heyecanla bakıp, annesini gözüne kestirip sevinçle bağırdı:

"OLSUN ANNEMİZ VAR" :) :) :)

       Hepimiz koptuk, yerlere yattık. Bu sahneyi defalarca oynayıp, odadaki anneyi, babayı, dayıyı vs... gelen geçeni binbir güçlükle yok sayıp, nihayet pastadan, çikolatadan yapılma evin içine girip, cadı kadına kendimizi kafese kilitlettik. Babamız bizi kurtarmaya geldi ama Ada inatla kafesten ve pastadan evden çıkmak istemedi :) Bu masal da bu şekilde bitti. :)

HAMDİCİK :)

       Geçenlerde aldığım bilekliği görünce oğlum, "aaaaaa hamdicikli kolyenle takım olmuş", dedi. "Hönkkk" diye kaldım. Sonradan anlaşıldı ki, 2 yıl önce eşimin aldığı yusufçuklu  kolyeden bahsediyormuş.
Hamdicik = Yusufçukmuş yani :)
(Bu arada oğlum 14 yaşında :) )

18 Ekim 2009 Pazar

İğne Oyalı Takılarım...


 
Eski günlerden ...
Akşam bir arkadaşıma göstermek için ararken buldum Takı Kulübü'mde.
Takı Kulübü' ne ben şu bloggerdaki sorun için dns ayarlarımnı değiştirdiğimden beri girebiliyorum.

17 Ekim 2009 Cumartesi

Pratikev Rezaleti

       Daha önce pratikev'den espresso makinamı alıp sorunsuz alışveriş yapmıştım. Buna güvenerek 9 gün kadar önce dikiş makinası siparişi verdim. Hevesle hergün girip sipariş takibinden bakıyorum, "tedarik sürecinde" (bugün de girdim hala öyle)

       Tüm alışveriş sitelerinde olduğu gibi siparişiniz 3 iş günü içerisinde kargoya verilir, süre uzayacak olursa müşteri hizmetleri temsilcilerimiz tarafından bilgilendirilirsiniz, şeklinde de bir beyanları vardı.

       Baktım bekle bekle olmayacak, Çarşamba günü aradım. 3-4 arama sonucu tenezzül edip cevap veren temsilci, "teslimatı kargoya ürünün ait olduğu şirket yapıyor, aaa ürününüz elinize geçmedi mi" , diyerek, benden daha şaşkın bir cevap verdi. "Şirketle görüşüp size döneceğim" , dedi.

       3 saat geçti arayan-soran yok. O zamana kadar sakin, kibar olmaya and içimiş olan ben, yeminimi bozup tekrar aradım. Aynı kız (zaten her seferinde bu bayanla muhatap oldum, sanırım tek kişi var orada) çıktı telefona. Bu sefer daha kesin ve kararlı bir şekilde, neden geri dönülmediğini sordum. Bu sefer beni  "tekrar sorayım" deyip beklemeye aldı. O zaman anladım ki daha önceki size dönerim, lafı hikayeymiş, kimseyi henüz aramamış ki bana dönsün. Ben dakikalarca bekledim ve bayan bana, ürünümün bugün kargoya verildiğini (ne tesadüfse) yarın elimde olacağını, istersem kargodaki Mine Hanım' ı (bu Mine Hanım çok ünlü bir kişi olmuş sayelerinde) arayıp sorabileceğimi söyledi. Neyse dedim, salakça sevinip yarını bekledim. Yarın oldu, öbürgün oldu, geldik Cuma' ya...

       Kargoyu aradım; "Pazartesi'den beri adınıza yapılmış bir çıkış yok" , denilince nevrim döndü. Tekrar pratikevi aradım. "Artık dolandırıldığımı düşünmeye başladım" , dedim. Kızcağız pek bir alındı, 5 yıldır bu işi yapıyorlarmış ta, kimseyi dolandırmamışlar da... "Nerede o zaman benim siparişim? Neden yalan konuşup kargoya verildi, diyorsunuz? Sizce ne düşünmeliyim bu durumda? " dedim. Eh işte kem-küm, kargo şirketinin neti bozulmuş, bilgisayarlarında problem varmış, mış ta mış." Siparişimi iptal edin" , dedim. "Kargoya verildiyse etmeyelim, verilmediyse sizi arayıp banka bilgilerinizi alayım" , dedi. Bu arada neler dediğimi hatırlamıyorum. O derece sinirlendim.

       Öğleden sonra biri aradı. "Aras Kargo'dan arıyorum, siparişiniz kargoya az önce verildi. Yarın sabah kesin elinizde olacak, siparişinizi iptal ettirmenize gerek yok", dedi. Pek kibar bir tavırla gönlümü aldı, özür diledi. Ben de onu kargo görevlisi falan sandım. Kargo görevlisi niye benden özür diliyor, diye düşünmedim de değil.

       Az önce bu sefer şu meşhur Mine Hanım'ı arayayım, dedim. Mine Hanım' a şikayetimi bildirince, "Allah'ım nedir bunların benden istediği. Oldu olacak ev telefonumu falan da versinler. Kendi sorunlarını bana çözdürmeye çalışıyorlar, herkese benim adımı, telefonumu veriyorlar", diyerek onlara bayağı bir söylendi ve bana dertlendi. Aaaaa baktım kadının derdi benden büyük, acıdım inanın.

       Sonra bana "kargonuz bugün gelmiş ve adrese ulaşamadı" diye şubeye dönmüş, dedi. Al bir şok daha. "Sabahtan beri evdeyim" , nasıl olur, diye buradaki şubeyi aradım. Onlar da tanıdık. "Abla isim yazmışlar ama adres falan yok üzerinde, şube teslim olarak yollanmış" , dediler. Şok dalgası artarak ilerliyor gördüğünüz gibi...

       Eşimi aradım, "40 tane soru sorma, kargoya git, makinayı al", dedim. Gelince 80 tane sordu, o ayrı. Az önce makinam geldi, bir süre elimi süremedim. Serap görüyorumdur sandım. Paketin üzerine baktım, gerçekten de sadece ismim yazıyor, pardon sağolsunlar soyadımı da yazmışlar canım.

       Sonra denemek için açtım. Bu benim sipariş verdiğim ürüne benzemiyor, dedim. Netten siparişime baktım, evet başka model yollamışlar. "Yarabbim sana geliyorum", dedim. Özelliklerine baktım, pek fark yok görünürde. Denedim, dikiyor şükür. Artık dayanacak, iade için ne telefonda o kızla, ne Mine Hanım' la konuşacak, bağıracak, eşime "bunu kargoya götür, iade et", diyecek mecalim kalmadı. Allah islah etsin seni pratikev, dedim, havale ettim. Allah' tan bulun inşallah. Hakkımı da helal etmiyorum işte, hıh.

Bundan alınacak kişisel ders:

       Başka site mi yoktu da bu aptal siteden alışveriş yaptın be kaz kafalı kadın. 30 lira fark için Hepsiburada' dan niye sipariş vermedin? Onlarda da arayıp muhatap olacak telefon numarası yok ama mesajlara anında dönüp, doğru bilgilendiriyorlar en azından.

Bir daha mı pratikev, ASLA...

16 Ekim 2009 Cuma

Sevgili Günlük- Kerpe


Pazar günü öğleden sonra ani bir kararla Kerpe' ye gittik. Hava müthiş güzeldi. Herkes denize giriyordu. Biz balık yedik, biraz dolaşıp, gün batımını izleyip döndük.
Tüm deniz ürünleri, özellikle de karides güveç ve şişte hamsi tava çok güzeldi.

Eşim güneşe tuz döküyor ya da çimdik atıyor ya da denizden çıkarmaya çalışıyor :)


Bir evin girişi


Meşhur kayalar. Doğal oluşum öyle güzel ve büyüleyici ki...

Laçin' in gönderdiği kumaştan, kendi diktiğim tuniğim...

Bu vosvos minibüsleri çok severim, görünce fotoğrafını çekmeden edemedim.